:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Gelecekten mesaj var! 
Semra Hoyraz   ( shoyraz@haberkonya.com )

Boşver, boşver...
Sen düşünme, sokaklar düşünsün beni,
Gazete manşetleri,
Üçüncü sayfa haberleri düşünsün,
İsimsiz bir damla gözyaşı düşünsün,
Sen beni düşünme, düşünme be abi...
Nasıl olsa ben,
Olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara,
Olmasa da anne babası sokakların
Sokak çocuğuyum ben, sokak çocuğuyum...
Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde,
Ben sokak çocuğuyum abi,
Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
Bilyelerini rüyalarında unutan,
Oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk varya, İşte o benim, o benim abi, o benim abi…

Belki bilenleriniz vardır. Gözde körlüğe yol açan bir rahatsızlıktır hipertansiyon. Dışarıdan bakıldığında kimse fark etmez. Öylece bakarken size bakan canlı gözlere hiçbir şey anlamazsınız. O kadar canlıdır ki bakan gözler ve bi o kadar güzel, inceden inceye bir süzülüş vardır ışığın yansımasında. İçerde fırtınalar koparken, sellere karışıp darmadağın olurken her şey fevkalade bir yaratılış ürünü göz sanki görüyor gibidir o an. Tüm ihtişamıyla bakarken hızla yayılan bir iç kanama vardır görünenin ardında. Evet, bir müddet sonra körlüğe yol açan bu iç kanama ilk bakışta anlaşılmaz ama sonra tüm gerçekliği ile gösterir etkisini. Tıpkı buna benzettim içinde bulunduğum durumu. Her gün gördüğüm manzara o kadar doğallaşmış ki perdenin arkasını getiremez olmuşum aklıma. O kadar çok vardı ki etrafta düşünmeye değmezdi bakmaya bile. O kadar normal gelir olmuş ki bir de Konya ya yakıştırmış bütünleştirmişim. Bir anormallik olduğunu birçok insan gibi farkına varamaz olmuşum. Gelecek günler ne vaad ediyor, ne getirecek bize, gelecekten ne bekliyorum önemsemez olmuşum.

Dışarda kar yağarken bir kış akşamı, beyazlığı sızlattı yüreğimi. Sıcacık evimde otururken hissettim o beyazlığın derin soğunu. Ve bu satırlara takıldım. Bedirhan Gökçe’nin bu mısraları hatırlattı karlı kaldırımda bana bakan bir çift siyah gözü. O soğuktan kıpkırmızı olmuş minik elleri. Darmadağın kendimce kırmızı tokalar yakıştırdığım saçları. Titrek ve ürkek bana hitap eden sesi. Titrek ve üşümüş : “Abla bu mendiller kokulu, şiir bile yazabilirsin” diyordu. Bir yıldız kaydı gözlerinden gökyüzünün sonsuzluğuna. Nice umutları da beraberinde götürdü sonsuzluğun karanlığına. Araba farları, sokak ışıkları, karanlıktaki yıldızlarla sanki ikimiz için hazırlanmış bir dekorun tam ortasındaydık. O mendil satan küçük bir kızı, bende yoldan geçen bir yetişkini oynuyorduk. Kalbin yüz dili var derler ya fazlasını gösterdi öylece karşımda dururken. Adını sormak istedim, ama adın ne önemi vardı ki.

Ayşe olmuş Fatma olmuş ne önemi vardı, çocuktu işte. Kendisi bile unutmuştu belki isminin manasını. Gelecekte beklenen bir insandı. Düşündüm de ne zordu şimdi onun için çocuk olmak sonrada büyük olmak. Daha umut büyütemezken büyüyüp de umut olmak belki geleceğe. Umut bekleyemezken gelecekten, büyüyüp de umut olması bekleniyordu kendisinden. Gelecekteki umut bana bir şeyler fısıldadı sanki o gün. Hani gerçekler zamanla anlaşılır hikâyesi varya. Zamanla anlamaya başladım o siyah bakışların gerçeğini. Biraz sitem dudaklarında, biraz da acı yürürken erimiş karlar üzerinde hırçın, kızgın, annesine, babasına kırgın yürüyüp giden bize kırgın, hayata kırgındı. Kara gözlerinde açan gülleri hiç kurumayan gözyaşları beslemiş belli. Kirpik altında mesken tutmuş hiç bırakmamak üzere gözyaşları. Garipliğini ve horlanmışlığını çocuksu bir yaramazlık ve haylazlıkla kapatmış öylece duruyordu. Bir bıkkınlık vardı gözlerinin derinliklerinde. Küçümsendi belki bazen umursamaz oldu. Horlandı belki bazen yaramaz oldu. Bazen bulduğu ufak bir kalem mutluluğu ve erişemediği mutluluk ta hayal kırıklığı oldu. Soğuk kaldırımlar sığınağı, güvercinler yoldaşı küçük ağzına yakışmayan küfürler isyanı, kuruyan yaşlar gözünde ondan bir parça oldu. Anlaşılıyordu küçükte olsa bir kardeşi olsun isterdi elinden tutabileceği. Ağabeylerin arasından geçmeye çekinirken savunmasız, elinde beyaz bir karartı “abla almazmısın?” diyordu. Korunmaya muhtaçken bile korurdu olsun. Sorsan gökten şeker yağsın, sepetinde renkli boncukları olsun ister, seçim hakkı olsa üşümemek ister o kaldırım da, yalvarmamak ister sayısını bilmediği onca insana. Ama hani şu Alaeddin Tepesinde yol gözleyenlerden, ya da merdiven başı dağılan derin yaramızdan da bahsetmiyorum. Görmezden geldiğimiz kırmızı ışık bekçilerinden de. Çaresizce sokaklara itilen, daha mutluluğu bilemeden mutsuzluk tadan, sadece yaşam mücadelesi veren çaresiz bir çift siyah gözden bahsediyorum. Hayatı kazanma ya da hayata yenilme çabası veren çırpınıştan. Sıcacık evinde oturması gerekirken sahnenin tam ortasına itilen kendince başrol verilmiş bir dünya çilekeşinden. Konya’nın hiç bilmediğim varoşlarını dolaşırken gözlerinde, gülümsetebilmek isterdim, dinlemek isterdim derdini, hafifletmek isterdim yükünü. Bir nebze olsun tebessüm isterdim cemalinde. Hiç şüphesiz kendimiz için istediğimizi başkası için istemeyi, olduğu gibi görünmeyi ya da göründüğü gibi olmayı, küçükleri sevmeyi, yaşananlara kayıtsız kalmamayı öğretti bize birileri. Ama ne kadar duyarlıyız bu konuda ne kadar gülümsetebiliyoruz sokakları?

Peki bu kimin eseri?

Diyen mi dedirten mi suçlu, iten mi itilen mi. Ya da görmezden gelen biz mi? Suçlu aramak ne kadar doğru bilmiyorum ama bildiğim tek şey onların sadece bir çocuk olduğu, yapan kadar seyirci kalanın, duyup da bilmezden gelenin de suçlu olduğu. Ne karanlığın uygun olduğu onlar için ne de serseri kaldırımların… Kar yağmaya devam ediyordu Konya’ya gökyüzünde süzülen bir grup güvercin eşliğinde. Elinde bir mendil paketi ama kendi gözünün yaşını silememiş, kader demiş boyun bükmüş acıları içine akarken, üzgün. Ayakları yarı çıplak basarken karlı kaldırıma üşümemeyi öğrenmiş üşürken. Belki her zaman umursamadan yanından geçerdim belki duymazdan görmezden gelir yokmuş gibi davranırdım. Düşündüm de varlığını bile hissetmeden yanından öylece geçerken her gün, bir bilseydim ne kadar utandığını halinden belki daha önce başlardım utanmaya kendimden. İşte o an ortalık o kadar sessiz ve sakin geldi ki, sadece çırpınan bir haykırışın usulca isyanını işitiyordum. Önce ekmeğe sonra sevgiye aç bakarken sokaktan geçenlere neler geçmiyordu ki çocuk aklından. Belki çok küçükken kaybetti anne sıcaklığını, belki hayattayken yok etti baba şefkatini. Nedir ki yaşamadan hissetmek dedikleri hiç düşündünüz mü?

Hissetmek kalp atışlarını soğuk kaldırımlar ortasındaki bir serçe yavrusunun. Hissettiniz mi yarı çıplak basarken buz tutmuş kaldırımların soğunu. Bakmazken nasıl görürsün ki arkanda kalan bir garip insan kalıntısını, bakamazken o gözlerdeki serzenişe… Sahi hiç sorduk mu kendimize Bilginler Sultanı’nın savunduğu sevgi ve acımak, zayıflara merhamet ne kadar vasfımız. Şimdi bir düşünün onlar ne kadar farklı? Çocuksa onlar da çocuk hem de yorgun. Onlarında kafasında aynı hayaller, aynı düşler var. O bir çift siyah gözde de aynı masum bakışlar…

Biz bu çocukluğu görmedikçe zamanla kaybolup yitik bir geleceğe dönüşecek.
İşte gelecekten bir mesaj! O mendillerin kokusunu hissettiğimiz an mesajı gördüğümüz andır.






Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 3 yorum yapılmış )

[ 2008/03/12 11:41 ]
yazınızı ilgiyle okudum.çok güzel olmuş , tebrik ediyorum
m [ 2008/03/05 16:24 ]
Canım kardeşim sen yazarken yüreğin sızlamışki ben okurken yüreğim sızladı göz olmuş yine duyguların.Yüreğine sağlık
Rabia [ 2008/03/02 23:04 ]
Yine yüreğini yazına yansıtmışsın. Ama hayat sandığın kadar masum değil.
Bakmakla görmek arasındaki ince çizgiyi yakalayan gözlerine sağlık...

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.10 -  Her ıslanan anlamaz!
 2009.01.02 -  Kırmızı kar yağınca…
 2008.12.20 -  Bir varmış…Bir yokmuş…
 2008.12.01 -  Dillendiriyoruz ama…
 2008.10.29 -  Aşktan öteye…
 2008.09.14 -  Bakış açısı…
 2008.08.17 -  Balıktan teşekkür mü bekliyorsun?
 2008.07.21 -  Hayal ve gerçek…
 2008.06.20 -  Papatyalar…
 2008.05.17 -  Bu oyunda bir sorun var…
 2008.04.19 -  Varım o halde düşünmeliyim…
 2008.03.26 -  Doğruların gölgesi yıkılmıyor
 2008.03.13 -  Asıl düşman kim?
 2008.03.01 -  Gelecekten mesaj var!
 2008.02.15 -  Neydik ne olduk?
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com