:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Kadınlar ve tapınaklar 
Mert Aslan   ( altar42@hotmail.com )


Hatırlatmak isterim ki, yazarlar süper varlıklar değildir. Her konuda yazamazlar. Belirli uzmanlık alanları vardır. Benim uzmanlaştığım, birikim sahibi olduğum ve fikir üretimi yapabildiğim alanlar ise, başta ve genelde kişisel gelişim, özelde ve özellikle onun bir alt dalı sayılabilecek olan karşı cinsle ilişkiler, NLP (Neuro Linguistic Programming/Beyin Dili Programlaması), ayrıca İslam ve genel politik konulardır. Anti parantez, yazılarımın konularına ilgi duymayan kimselerin yapacağı şey bellidir: İlgi duydukları yazarları okuyacaklardır. Benim, sözünü ettiğim konularda ulaştığım bilgi birikimimi paylaşarak faydalı olmaya çalışmaktan başka bir hedefim yoktur. Kimi zaman herkesin bildiği, fakat söylemekten çekindiği bazı şeyleri de akademik terbiye ve disiplinimi korumak koşuluyla dillendirmekten kaçınmam bilesiniz. Üslubumdan yola çıkarak, katı ve baskılayıcı bir karakter taşıdığım yanılgısına kapılanlar olabilir. Devingen ve delişmen bir yaratılışa sahibim, kitabın orta yerinden konuşuyorum ve kadın erkek ilişkileri üzerine yazan diğer yazarlar gibi kadınlara sevimli görünmeye dönük ucuz atraksiyonlar yaparak onların dünyasında pazar payı kapmaya çalışmıyorum. Arı duru gerçeğin ortaya çıkması, kadınların bana hayranlık duymasından daha hayırlıdır. Öte yandan, hiçbir zaman katı yürekli biri olmadım. Şayet duygularım oyun oynamıyorsa aklıma, örneğin taze ilkbahar sabahlarında bir çiçeğin içinde biriken ya da yapraklarından aşağıya usulca süzülen bir çiğ damlasının başına oturup gözyaşları dökecek kadar duyarlı bir kalbim olduğunu biliyorum. Kalbimden eminim, çünkü yirmi dört saat onunla birlikteyim. Herkes kadar hatalarım olabileceğini kabul ederim; ama kesinlikle iyi niyetliyim ve dostluklarımda bunu temel ölçüt olarak alırım.

Neden karşı cinsle ilişkiler diye soracak olanlar için şu kadarını söylemek sanırım yeterli olur: Aşağıda da belirteceğim gibi, yaşama içgüdüsünden sonra, insanın hem en güçlü içgüdüsü hem de mutluluk ve verimliliğinin ana parametresi aşk ve erotik sevgidir ve bu gerçek bireyin diğerleri ile olan ilişkisi açısından olduğu kadar, onun varoluşsal acılarına çare sunan tek sağlıklı kaynak olan İslam’la yakınlaşma-uzaklaşma döngüsü açısından da son derece yaşamsaldır. Başka bir söyleyişle, romantik ve cinsel sevgi açısından mutsuz olan bir koca, iyi bir baba olamaz. Bu açıdan mutsuz olan bir kadın, iyi bir anne olamaz. Böyle bir imam, iyi ve yararlı bir din görevlisi olamaz. Böyle bir polis, yurttaşlara güven veremez. Böyle bir öğretmen, iyi bir öğretmen olamaz… Çünkü, zaten azgın bir cehennemi sakladığı kendi içinde yeterince mutsuzdur…

Şimdi asıl konumuza girmeye başlayabiliriz: Tip olarak (Böyle şeylere dikkat ederim) kendisini pek yakışıklı bulmadığı için hayıflanıp duran, tıknaz, aksi ve kavgacı bir adam olan, ayrıca Çarlık dönemi aristokrasinin bir üyesi olan ünlü Rus yazarı Alexander Sergeyeviç Puşkin, karşı cinsle yaşadığı tüm ilişkilerle birlikte kadınlara ilişkin düşüncelerini de tüm çıplaklığı ile anlattığı, fakat hem kendisinin hem de aile üyelerinin güvenliğini düşünerek ölümünden tam yüz yıl sonra yayınlanmasını vasiyet ettiği ve geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir yayınevi tarafından “Gizli Günce” adıyla yayınlanmış bulunan kitabında erkeğin poligamik bir doğa üzerine yaratılmış olduğu savı lehinde savunma pozisyonu alarak, “Bir keşişi, yolculuk ettiği güzergah üzerinde yer alan her bir manastırda durup içeriye girerek ibadet ettiği için kim suçlayabilir ki?” diye sorar. Erkek için, çoğu zaman kadın bedeninin bir çeşit tapınağa dönüştüğünü düşünür; örneğin kadın göğsünün uçlarını çevreleyen renkli dairenin “kutsal bir hale” olduğunu söyler…

Doğrusunu isterseniz, Puşkin bazı görüşlerinde pek de haksız sayılmaz. Aşağıdaki sözcükler, güzel bir kadına bakarken erkeğin algı sisteminde oluşan imgeleri bir parça ifade edebilir: Bir hazine, bir haz denizi, yeryüzü cennetinin simgesel bir özeti… Eğer erkekler doğrudan doğruya kadın bedenine tapınmıyorsa, bunun başlıca nedeni bir Tanrı’ya inanıyor olmaları olsa gerektir. Dolayısıyla, bir an için O’na olan inançlarından koptuklarını varsayarsak, gidip önünde vecd halinde eğilecekleri bir sonraki tapınağın bir kadın bedeni olacağını söylemek abartılı bir yaklaşım olmayabilir. Karşı cinsle ilişkiler alanının bu denli önemli olmasının bir nedeni de, din ve dini yaşam biçimi ile çok sıkı bir biçimde ilişkili olmasıdır.

İslamiyet’i anlamak, iyi niyetle dolu bir kalp ve yoğun bir zihinsel çabayı gerektirir. İki sure okuyup üstüne de üç buçuk hadis ezberlemekle kurtulamazsınız. Örneğin, konuşmaktan kuduz köpek görmüş gibi kaçtığınız bazı konuları konuşmayı kim yasaklıyor? İslam mı yasaklıyor, yoksa kendiniz yasaklıyor da sorumluluğu İslam’ın üzerine mi atıyorsunuz? İnsanlara her şeyin dersini veren o nitelikli insan mimarı Yıldızların Efendisi, hiç sansür yapmadan aşk ve karşı cinsle ilişkiler üzerine de konuşmuştur. Siz ondan daha faziletli ve iffetli olduğunuz için mi bu konuları tabu haline getiriyorsunuz? Bir insanın bir konuda yaptığı tek paragraflık bir konuşmanın anlamı veya amacı üzerinde ihtilaf edip birbirine düşen insanların, Allah’ın evrensel sözlerini doğru anladıklarını kim garanti edebilir? Allah adına herkes bir şeyler söylüyor da, Allah’ın onlar gibi düşündüğünü kim biliyor? Gerçekten İslam’a mı, yoksa pek çok noktada aslında tarihsel fenomenlere mi inanıyoruz? Bağlam açısından devam ediyorum: Söylendiği vakit hiç kimseye zarar vermeyecek bir gerçeği söylemek değil, gizlemek veya görmezden gelmek yanlıştır ve toplum olarak biz daha ziyade geleneksel kültürün belirlediği garip etik anlayışımız ve konserveden önyargılarımız nedeniyle bunu çok yapıyoruz.

Daniel Defoe’nun çarpıcı bir sözünü anımsatmak isterim: “Gerçeği bulan onu söylemekten çekiniyorsa, hem budala hem de alçaktır. ‘Gerçeği yalnızca ben biliyorum’ diyebilmek zordur kuşkusuz; ama sahiden de sadece kendisi biliyorsa, o ne yapsın?” Şimdi, birçok konuda olduğu gibi, ilk iki paragrafta belirttiğim ve herkesin gözü önünde duran gerçeği veya onu dile getirmeyi ahlaksızca bulanlarınız çıkabilir; ama yenilmesi neredeyse olanaksız özel güçlerle desteklenmiş kadın bedeninin tanrısal aşkın önüne dikilen en güçlü alternatif olduğunu en iyi bilenler yine erkeklerdir. Artı, kadınların pek çoğu bundan şikayetçi olmadığı gibi, tersine alternatif konumlarını takviye etmek için bilerek veya bilmeyerek ellerinden gelen hiçbir şeyi artlarına koymazlar. Dindar kadınlar da buna dahildir. Doğrusu, kadın erkek ilişkilerinde asıl komik olan erkeklerin durumudur. İstisnalar olabilir; ama kadınlarla olan ilişkilerinde çoğu erkekle İslam öncesi Arap toplumunda kendi elleri ile helvadan putlar yapıp tapınan ve acıktıkları vakit de onları yiyen adamlar arasında çarpıcı bir benzerlik vardır. Nitekim bu perestiş duygularını yalnızca şarkılarda değil, sokaklarda görmek de olasıdır ve bunları açığa vuranlarla diğerleri arasında açık sözlü olmak veya olmamaktan daha büyük bir fark olabileceği konusunda ciddi kuşkular taşıdığımı söylemek isterim; fakat bence Allah ile olan ilişkimizde temel sorunumuz, O’nu mekanik bir varlık, O’nunla olan ilişkimizi ise duygulardan soyutlanmış mekanik bir ilişki olarak algılıyor olmamızdır; oysa olması gereken bu değildir. Mecazi aşktan ilahi olan geçiş yapmaktan söz edenlerle karşılaşmışsınızdır. Evet, bu olabilir; ancak öncelikle bir insana aşık olmakla Allah’a aşık olmanın içeriği ve temel ilkeleri arasındaki farkın çok az olduğunu kabul etmek gerekir. Sözgelimi, sevgilinize romantizmin doruklarından en duygulu sözcükleri özenle seçip söylerken, O’na sıra geldiğinde birdenbire ciddileşip en resmi klişeleri kullanıyor ve bunun adına da sevgi mi diyorsunuz? O’na ve “sevgilim” diye hitap ettiği Güllerin Efendisi’ne neden hiç “aşkım”, “canım”, “her şeyim” “hayatım”, “birtanem” veya “sevgilim”, diye hitap etmiyorsunuz?

Onlar bu güzel hitap sözcüklerini sizin sevgililerinizden daha mı az hak ediyorlar? NLP’nin temellerinden biri olan “beynimizin seçtiğimiz/kullandığımız kelimeler tarafından programlandığı” ilkesini kalkış noktası yaptığımızda, kullanacağımız bu hitap sözcüklerinin Evrenin Şan Sahibi Sultanı’na ilişkin duygulanma ve düşünme biçimimizle birlikte ilişkimizin içeriğini de değiştireceğini öngörebiliriz. Unutmayın ki, Allah’ın da duyguları vardır. O da yer yer öfkelenmekte, sevmekte, sevinmekte, üzülmekte veya hüzünlenmektedir. O’nun da bir mizah anlayışı vardır ve zaman zaman mizah yapmaktadır. (Biraz hadis kültürü olanlar, en az bir örneğini anımsayacaklardır) Üstelik, dediğimiz gibi, O’nunla olan ilişkimizle karşı cinsle olan ilişkimiz arasında müthiş örtüşmeler vardır. Bu konuya daha sonra ayrı bir başlık altında değinmeyi düşündüğüm için, şimdilik ayrıntıya girmek istemiyorum.

Dikkat ettiniz mi bilmem; fakat Kur’an’da veya hadislerde “Allah’tan korkmak” ibaresinin geçtiği yerlerdeki “Korkmak” fiili, sözgelimi karanlık, ölüm, bir köpek veya yılan karşısında kapıldığınız türden bir korkuyu ifade eden “havf” fiili değil, “mehabet” kökündendir. Başka bir deyişle, “duyulan derin sevgi ve saygıdan dolayı çekinmek” anlamındadır. Demek ki, Allah korkulmaktan ziyade sevilmek ve saygı duyulmak istemekte, çünkü özü itibariyle gerçekten de korkudan çok sevgiyi hak etmektedir. Rabbani bir bilgin olan Mevlana’nın en vurucu saptamalarından biri, şüphesiz “şeb-i aruz” meselesidir. Düğün gecesi ya da gerdek gecesi… Yani, merhamet, şan ve sonsuz hazinelerin sahibi olan, üstelik hiç bilmediğimiz ve tatmadığımız çeşitleri ile “aşk”ın ta merkezi olan Evrenin Sultanı’na kavuşmayı, düğün gecesine benzetmektedir. Aramızda O’na kavuşmayı bir gerdek gecesi tadında algılayabilen ve bir çift çıplak kadın göğsü karşısında duyduğu heyecan patlamasının onda birini O’nu düşündüğü (veya düşlediği) anlarda hissedebilen biri varsa, o gerçekten ellerinden öpülesi bir insandır. Eğer bu benzersiz heyecanı hiç yaşamadıysak, en azından yaşayabilmek için dua etmeliyiz. Zira Allah, her duaya karşılık verir; hatta cevabı ‘Hayır’ olsa bile… Ancak Güllerin Efendisi şöyle der: “Allah, kendisine doğru uzatılıp acziyet içinde bir şey isteyen elleri geriye boş çevirmekten haya eder.”

Dediğimiz gibi, bu tonda bir sevgi her zaman sadece okuyarak elde edilebilen bir şey değildir. Öncelikle, talip olmak ve yürekten istemek gerekir. Halen yaşayan büyük bir İslam bilgini büyükannesinden söz ederken, “Ben, büyük bilgelerin önüne oturup ders aldım. Dünya dolusu kitap okudum; ama itiraf edeyim ki, görünürde hiçbir eğitimi ve bilgi birikimi olmayan büyükannemden aldığım dersi hiç kimseden almadım. Çünkü yanında “Allah!” dendiği zaman gözyaşları sel olurdu. Nitekim günün birinde bir “Allah!” sözünü duyması veya söylemesi ile birlikte ıslanan gözlerini semaya dikti ve canını oracıkta teslim etti” diyor…
Eğer Allah’tan içtenlikle istersiniz de kabul edip kalbinize aşkını ilham ederse, en güçlü şehevi hazlar onun yanında çok süfli kalacaktır… Böyle bir insan, J. P. Sartre’ın dediği gibi, “başkalarının cehennemi” değil, ışıl ışıl parıldayan cenneti olur…



Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 31 yorum yapılmış )

[ 2008/03/24 03:14 ]
''İ'lem eyyühe'l-aziz! Mâsiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve müptelâ olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir. Sonra o mâsiyetinin ikaba mûcip olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar. En nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü'l-ikabı inkâra sebep olur.

Ve keza, mâsiyete terettüp eden hacâletten dolayı, o mâsiyetin mâsiyet olmadığını iddia etmekle, o mâsiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder. Hattâ şiddet-i hacâletten, yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder. Şayet yevm-i hesabı nefyeden ednâ bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir bürhan addeder.

En nihayet nedâmet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur, gider. El-iyâzü Billâh! ''BEDİÜZZAMAN

[ 2008/03/22 23:41 ]
''Zavallı Türk aydını...Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. sonra uuntur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser, dev papağanlaşır..''

CEMİL MERİÇ
[ 2008/03/09 13:58 ]
''Kendi istek ve tutkularını (hevasını) İLÂH edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?''

(Furkan Suresi, 43)
[ 2008/03/09 13:52 ]
Hindistanda da ineklere taparlar, sanırım özelliklerinden dolayı olsa gerektir.Tapanlar olduğu sürece ''İNEKLER'' olacaktır.(ALLAH'DAN GAYRI İLAH EDİNMEYENLERİ TENZİH EDERİM.) Hem Allah'a hem de yanında başka şeylere tapanların adını Kur'an Koymuş: MÜŞRİK
[ 2008/03/08 23:48 ]
Allah kadınları erkekler için güzel yaratmış, bu güzellikten yola çıkarak kadının yüzündeki güzelliğe tapması için değil, o güzelliğin YARADICISINA TAPMASI için.Basar sanatı, basiret sanatkarı görür.( Ancak şehvetine secde edenler müstesna)
[ 2008/03/08 23:38 ]
Uçkuru bütün benliğini kaplamış bir yazarın hezeyanları,zina öyküleri,baldızıyla yattığını dahi anlatıyor kadınlara tapınak diyen yazar Puşkin.
[ 2008/03/08 14:39 ]
''...Eğer ''sera'' mahsulü olup değerlerine yabancılaşmasalardı, özden uzaklaştıkları için akıldan da uzaklaşan müslüman topluma bir ''katma değer'' olabilirlerdi. En azından, onların akla yeniden dönüşünde pay sahibi olabilirlerdi. Heyhat. Zerrece bir katkıları olmadı, olamazdı da. Sadece, pozitivist akıllarını, birer ''statü aracı'', birer ''kriko'' olarak kullandılar ve resmi ideolojinin İslam'ın yerine yeni din olarak lanse ettiği ''bilim kilisesi''nin ''kutsal rahipleri'' olarak bir elleri yağda bir elleri balda gül gibi yaşayıp bugüne geldiler. Arada sırada, nostaljik takılıp, 19. yüzyıldan hortlamış bir Fransız pozitivisti gibi, ''Hıristiyanlık'' sandıkları İslam hakkında yazılar döktürüyorlar. İyi de, elin eskisini yeni diye bizim cahillerimize pazarlamak ayıp olmuyor mu? ''Bitli baklanın kör alıcısı olur?'' diye mi düşünüyorlar? Eh, ne diyelim, yiyene afiyet olsun...''

[ 2008/03/08 14:38 ]
''Bizde, Osmanlı'nın inkıraz dönemine denk geldiği için resmi ideolojinin serasında büyümeyen belki tek pozitivist vardı: Beşir Fuat. O da, kaybettiği imanının boşluğunu aklıyla dolduramayınca, çareyi intiharda buldu. O, tek sahici pozitivistti. Kilisenin olmadığı bir toplumda, pozitivist olma çılgınlığının bedeli buydu, onu da gözünü kırpmadan ödedi. Peki, şimdikiler ne ödedi? Hiç. Sadece, resmi ideolojinin muzaheretine mazhar olmanın avantasıyla yan gelip yattılar. Büyük Türk Pozitivistleri (!?), koruma altına alındıkları 80 yılda, özgün düşünce adına ne koydular ortaya? Aralarında bırakın bir Auguste Comte yetişmesini, bir Littre, Tane, hatta bir H. Spencer bile çıkmadı. Hiçbir şeyin kopyası aslının yerini tutmazdı, bizdekiler doğru dürüst kopya bile olamadı...

[ 2008/03/08 14:35 ]
''Bu akıl, malumlarınız, ''sera mahsulü''dür. Batılı bir pozitivistle Türkiyeli bir pozitivisti ayıran can alıcı nokta burasıdır. Orada bu akıl ''serada'' resmi ideolojinin müşfik ve cömert ellerinde ''el bebek-gül bebek'' yetişmedi. Batıda pozitivizm, kiliseyle dövüşe dövüşe, doğal sosyolojik süreçlerden geçerek gelişti. Onun için de, bizdeki gibi ''hormonlu'' değildir Batının pozitivistleri. Hem o pazarda, hormonlu olan ürünler pek müşteri bulamaz...

[ 2008/03/08 14:32 ]
''Bitli baklanın kör alıcısı olur?'' Yiyene afiyet olsun.
[ 2008/03/08 13:34 ]
''Bazı horozlar erkenden öter ve öttüm diye sabahın olduğunu sanır sanır.''Sadi Şirazi.
sude naz [ 2008/03/08 12:59 ]
melik misin nesin o da belli değil. ama cinsiyetimden memnunum. sen yorum yazan birine sarkarken yayınlayanlar bunu da yayınlasınlar bakalım. seviyeyi iyice düşürdün. bari ben de içime atmayayım. eğer ben bayan değilsem sen o biçim olasın emi !
melik [ 2008/03/07 12:14 ]
sude naz sen de bir kızsan ben ne olayım.bu cümleler hiç de kıza ait gözükmüyor.neden yalanım yok tanımam gibi cümlelerle vurgu ypıyosun.bal gibi de tanıyosun
meltem [ 2008/03/07 10:03 ]
sen erkekmi kızmı belli değilsin. sudeye laf atıp durma. haksızsın ve de hiç kibar değilsin. yazarı beğenmek ayıp değil ki ya. ne var yani? hem beğenilmeyecek bir değil yazar
sude naz [ 2008/03/07 09:58 ]
bizim orada bir laf var. beşten çıktı derler. herhalde sen beşten de çıkamadın. en fazla üçten kaçmışsındır sen. senin gibi terbiyesizlerin öyle bir mesajını nasıl yayınlıyorlar ki? ben mert aslanı tanımam. ama yalanım yok. beğeniyorum. kariyer yapmış biriyim. kimliğim düşmüş değil. sen asıl ağzından döktüğün salyaları topla. okuma özürlü arkadaşım. bir de oradan önüne gelene sarkma.
ayşegül [ 2008/03/06 15:37 ]
düşünce çatışmaları beni ne kırar ne de yıldırır;sadece dürtükler ;kafamı çalıştırır.eleştirilmekten kaçarız.oysaki bunu kendiliğinden istememiz,gelin beni eleştirin dememiz gerekir.biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi,onun doğruyu söyleyip söylemediğine değil,doğru yanlış düşüncemizi savunmaya bakarız.bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde,yumruklarımızı sıkıyoruz.ama dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum.''sen bir budalasın saçmalıyosun.'' desinler.ben açıkça yiğit konuşulmasını isterim;insanların düşünceleri neyse,sözleri de o olmalı.
nazlı yapmacık bir hava,birini kırma korkusu,dostluğa rahat nefes aldırmaz.bana çatıldığı zaman öfkem değil,dikkatim uyanır.bana çatandan bişeyler almaya can atarım.doğruyu bulmak için her iki tarafın kaygısı olmalı.insan öfkelendi mi düşünemez olur,aklından önce sinirleri işler.tartışmalarda bahis tutuşmak hiç de faydasız değildir.doğrudan ayrıldık mı elle tutulur bir şeyler kaybetmeliyiz sayın hocam.
[ 2008/03/06 13:19 ]
SUDESİN,AMA A-SUDE DEĞİLSİN, NAZDASIN AMA NİYAZDA DEĞİLSİN, İSTİYORSUNKİ HERKES FİKRİN ÖNÜNDE EĞİLSİN.PEKİYİ SORUYORUM SANA, SEN KİMSİN?! SENDEN HOŞLANIYORUM SUDECİĞİM:-)
[ 2008/03/06 08:17 ]
İnsanların olaylara bakış açısı ve olayları yorumlama tarzı onların kişilik yapısını ve iç dünyalarını ortaya koyar.Bazen isim yapmış yazarlarında ( Puşkin gibi) fikir adı altında hezeyanları olabilir.Şeytan his ve hevesleri fikir adı altında onlara yutturabilir.Puşkin, kadınları tapınak olarak algılamakla ve onları yüceltmekte aşırı gitmekle kişilik yapısını ortaya koymuş.Çok zayıf bir kişiliği varmış.Siz oyuncağına aşık olan birisini gördünüz mü? Kadınlar, önünde iki büklüm olan birisine değil güçlü ve kendisine emir verebilen ve kendisini yöneten erkeklere bayılırlar.Önünde iki büklüm olan kendisini tapınak gibi algılayan bir erkeğe bir kadın asla saygı duymaz.Ha, hoşlanır, dalgasını geçer.Ama öyle silik kişilikli şahsiyetsiz insanlara asla uzun vadeli yatırım yapmaz.Kullanır ve atar.Ayrıca,dolunay hemen parlayıp sönen bir yıldızdan ne kadar üstünse, sevgide aşkdan o kadar üstündür.Prf.Semir Zeki aşkın bir ruh hastalığı olduğunu insanın zekasını gerilettiğini, üretkenliğini durdurduğunu kısaca insanı aptallaştırdığını bilimsel olarak ıspatlamıştır.İnsan ruhunu parlak sözler değil, zor günlerin paylaşılması ve uzun vadeli kaliteli birliktelikler besliyor.Sana aşığım, sana tapıyorum diyenler bir saç dökülmesi biraz deri buruşması karşısında sönüveriyorlar.Yaşamın rasyonelliği karşısında bu tarz hezeyanların bir şansı yoktur.Paylaşmak istedim.Hayırlı Günler Dilerim.
[ 2008/03/06 08:16 ]
İnsanların olaylara bakış açısı ve olayları yorumlama tarzı onların kişilik yapısını ve iç dünyalarını ortaya koyar.Bazen isim yapmış yazarlarında ( Puşkin gibi) fikir adı altında hezeyanları olabilir.Şeytan his ve hevesleri fikir adı altında onlara yutturabilir.Puşkin, kadınları tapınak olarak algılamakla ve onları yüceltmekte aşırı gitmekle kişilik yapısını ortaya koymuş.Çok zayıf bir kişiliği varmış.Siz oyuncağına aşık olan birisini gördünüz mü? Kadınlar, önünde iki büklüm olan birisine değil güçlü ve kendisine emir verebilen ve kendisini yöneten erkeklere bayılırlar.Önünde iki büklüm olan kendisini tapınak gibi algılayan bir erkeğe bir kadın asla saygı duymaz.Ha, hoşlanır, dalgasını geçer.Ama öyle silik kişilikli şahsiyetsiz insanlara asla uzun vadeli yatırım yapmaz.Kullanır ve atar.Ayrıca,dolunay hemen parlayıp sönen bir yıldızdan ne kadar üstünse, sevgide aşkdan o kadar üstündür.Prf.Semir Zeki aşkın bir ruh hastalığı olduğunu insanın zekasını gerilettiğini, üretkenliğini durdurduğunu kısaca insanı aptallaştırdığını bilimsel olarak ıspatlamıştır.İnsan ruhunu parlak sözler değil, zor günlerin paylaşılması ve uzun vadeli kaliteli birliktelikler besliyor.Sana aşığım, sana tapıyorum diyenler bir saç dökülmesi biraz deri buruşması karşısında sönüveriyorlar.Yaşamın rasyonelliği karşısında bu tarz hezeyanların bir şansı yoktur.Paylaşmak istedim.Hayırlı Günler Dilerim.
ayşegül [ 2008/03/05 17:42 ]
hocam buralar epeyce karışmış gördüğüm kadarıyla.yazarlar süper varlıklar değildir ellbette.fakat ben yapılan yorumlardan bunu çıkarmanıza şaştım.elbette ki her insanın uzmanlık alanı farklıdır.şunu da unutmamak gerekir ki bir başkası sizden daha fazla bilebilir ya da farklı bi bakış açısı geliştirebilir.siz kendi duygu ve düşüncelerinizi yazıyorsunuz.bunların doğruluğunu ya da gerçekliğini kimseye ispatlamak zorunda değilsiniz.çünkü siz makale yazmıyorsunuz ki...cümlelerinize herkes farklı anlamlar yükleyebilir.bence de gerekli olan sizin açık net ANLAŞILIR YAZMANIZ.ANLAŞILMAZ OLMAK YAZARIN KALEMİNİN GÜCÜNÜ GÖSTERMEZ TAKDİR EDERSİNİZ Kİ.yalnız körler savaşına dönmüş ortalık.yalnız o isimsiz yazan arkadaş bence mantıklı açılımlar yapmış.dikkate değer yani.siz yazmaya devam edin hocam.ama şu cevap verme huyunuzdan vazgeçin.saygılarımla.
[ 2008/03/05 15:16 ]
Aklını şehvetle yada aptalcasına aşkla bozmamış hiçbir erkek, sadece kadının bedenini hazine veya cennet simgesi olarak algılamaz.Ruhsal zenginlikleri olmayan kadın güzelliği ,insanın başına bela olur.Tek başına ne kadın güzelliği, ne de karizma yeterli olur.Aksine bunlar kendini beğenmiş burnu kaf dağında megaloman tiplerdir genellikle.Duyguları rotasından çıkmış veya kendisiyle ilgili özgüven sorunları yaşayan insanlar ancak bir kadın bedenini tapınak haline getirirler.Zaten kadınlar kendilerine tapan erkeklerden asla hoşlanmazlar.Kaldıki insan nefsinin hazlarla örgülü dünyası sınır tanımaz.Sınırsız doyum ister.Bu bağlamda sayın puşkin yaşlı bir kadının sarkık memelerinin etrafındaki gölgeleri yine hale gibi algılarmıydı? Yada hangi erkek fiziken eskimiş pörsümüş bir kadına aşık olabilir? Bir holywood sanatcısı şöyle der: '' Burada affedilmeyen tek şey yaşlanmak ve çirkinleşmektir'' ''Allah'ın filozof suretindeki hayvanları çoktur ve dahi dinsiz felsefe hakikatsiz bir safsatadır.'' Saygılarımızla.
[ 2008/03/05 13:23 ]
Acaba ''Yıldızların Efendisi'' kadın bedeni hakkında Puşkin gibi mi düşünüyor?
balaban [ 2008/03/04 22:49 ]
OLUMSUZ KONUŞMAYI ADET EDİNEN ARKADAŞLARIN DİKKATİNE!!!Büyük bir alim şöyle der:''Her dediğin hak olsun;ancak her hakkı söylemeye hakkın yoktur.'' Yazar hakkında olumsuz yorum yapabilirsiniz yazılarından tatin olmayabilir hatta onu sevmeye de bilirsiniz ancak karşınızdaki insanın sizden daha olgun ve bilgili olduğu gerçeğini göz ardı ederseniz bu sizin acziyetinizin göstergesidir.Her konuda bilgi sahibi olmaktan bahseden,okumaktan, bilgi edinmekten ve kendini geliştirmekten hoşlandığını belirten bir kişi nasıl olur da böyle kötü bir dilbilgisine sahip olabilir o da ayrı bir konu.Yazı gayet hoş ve ilgi çekiçi sanırım olumsuz eleştirilerde bulunan yorumcular birilerinin ''KRAL ÇIPLAK'' demesinden rahatsız olmuş durumdalar bu yazarın yazısı yerine bir Ahmet Altan yazısı okusaydınız ve bir bayan olsaydınız eminim yorum köşesini yazara yöneltebileeğiniz övgü sözlerinin en iyilerini yorum köşesine koyup onun gururunu okşamak isteyecektiniz.Çünkü o da sizin gurunuzu çok yüksek derecede okşamış olacaktı.İşte olumsuz yorum yapan arkadaşlarında sorunu bundan kaynaklanmakta sizler sadece ve sadece hoşunuza giden şeylerden bahsedilmesini arzuluyorsunuz gerçekler acı geliyor sanırım.Yazarı yazar olamamakla suçluyorsunuz ancak bir noktayı atlıyorsunuz karşınızdaki kişi bir NPL uzmanı ve sizin beyninizin labirentlerinde dolaşabilen bir kişi amacım yazarı övmek değil yanlış anlaşılmak istemem ben haklının ve doğrunun yanında olan birisi olarak bir bireye yapılmış saldırının gönüllü savunuculuğunu yapıyorum sadece...Yazarıda kutlamak istiyorum bir düşünüründe söylediği gibi ''Doğal olan hiç bir şey ayıp değildir'' ve bir gün bu tabular yıkılacaktır... Elinize ve kaleminize sağlık...
MESUDE [ 2008/03/04 17:37 ]
BİRİ SUDE NAZI DURDURSUN.SENİN DE DAHA ÖNCE BURASI SANAL.Bİ İSİM YAZMAK ZOR MU .NE FARKEDER AYRICA AYŞE FATMA ALİ .ORAYA İSMİNİ YAZSA NE DEĞİŞECEK.MAHMUT HOCADAN MI KORKACAK YOKSA :)
MELİK [ 2008/03/04 16:58 ]
SUDE NAZ NE ALAKASI VAR.BEN MERT ASLANIN YERİNDE OLSAM SENİ GİBİ BENİ TAKDİR EDEN BİR OKUYUCUMUN YERİNE DOĞRU DÜŞÜNEBİLEN D İSİMSİZ VE CİNSİYETİ BELLİ DLMAYAN OKUYUCU MU TERCİH EDERİM.AMA MERT BEY BU DURUMDAN HOŞNUTTUR HERHALDE.İNSALAR BEYİNLERİYLE DÜŞÜNÜR,GÖZLERİYLE OKUR.DÜŞÜNÜRKEN VE OKURKEN EN AZINDAN BEN BUNLARI KULLANIYORUM
[ 2008/03/04 16:10 ]
yazılarınıza bir girişle başlamak adetiniz oldu son zamanlarda.neden bunu yapıyosunuz.bu sizin zayıflığnızı göstermez mi?yazı diline kelimelerinizin gücüne inanmadığınızı gösterir bu.bu refleks bence sizin megolaman tavrınızın bişey olma çabasının dışa vuruMU.yoksa neden takasınız di mi.ben sizin yerinizde olsaam önce yazar olmaya çalışmaz yazan olmaya çalışırdım.saygı ve takdir kazanılır.zorla olmaz.bence siz bi durun ve dışarıdan bakın kendinize.beni sadece bğeğnenler okusun demek sizi ne kadar iliriye götürür.ama farkındalık zor şey tabi.
kumsal [ 2008/03/04 15:49 ]
evet dostum her insan haklıdır dedem derki ben bu yaşıma geldim hiç haksız adam görmedim bu güne dek.yazarlar toplumun aynalarıdır aslında varolan düşünceleri ayna tutarak topluma yani bize geri yansıtırlar bu konuda müsterih olun biz sizi anlıyoruz yani kendimizi...
kadınları ve kadın vücudunu bir tapınak olarak gösteren puşkin doğru bir tesbit yapmış aynen katılıyorum.bir kadını bir erkek dikkatle dinliyorsa o kadın çirkindir diye bir söz vardır ya güzelliği karşısında hele de zekasıyla güzelliğini bütünleyip büyülüyorsa hayran olmamak içten değil.estetik incelik zerafeti bünyesinde barındıran kadındır şüphesiz.bu gerçekten rabbimizin güzelliğinden bir parça gören gözlere onu hatırlatmak için bir akisdir sıfatlarından güzellik sıfatını vermiş odluğu kadın aklıyla bu güzelliği muhafaza etmeyi elbette bilirse çok kıymetlidir.aslında her bir varlık başlı başına ALLAH'ın güzellik sıfatından bir tecelisidir hatta bir uzuv bile buna ibreti vesile olmalıdır.kaldıki kadının tapılası güzelliği yada zerafeti değil bunu yardan YÜCE ALLAH kimbilir nasıl güzelliğe sahiptir görmek bakmak nasip olcakmı diyerek ayette de abhsedildiği gibi ''bir kadın zinaya teklif ettiği zman bir erkek bunu redderse onun kalbin eöyle bir iman salarızki ..''bu çok maniidardır çok büyük bir mükafat Rabbimizin sevgisi hangimiz bunu yapabilirde o güzellğe gerçek güzelliğe kavuşabiliriz?kaldıki tüm dünyanın yalancı lezzetleri karşısında yenik düşmüyormuyuz çoğu kez bu bir imtihan unutmayalım kopya çekmemeli hile yapmamlıyızki gerçek güzelliğe ulaşalım dualarım tüm gerçekgüzellik yolcularına ...
meltem [ 2008/03/04 14:51 ]
kadınları iyi tanıdığınız belli. şaşırtıyorsunuz beni.
sude naz [ 2008/03/04 14:43 ]
o cinsiyeti ve ismi belli olmayan şahıs. yine alıngan alıngan yorum yazmışsın. mert aslandan kuyruk acın mı var senin ya?
[ 2008/03/02 18:32 ]
bu arada sizin fikirlerinizi beğenmemek bence okumamak anlamına gelmez, ister beğenim ister beğenmeyeyeim tüm düşünceleri okumak ve bilgi sahibi olmak isterim çünkü merak ederim, ve de yorum yaparım. sizin göreviniz yazmaksa bizimde istediğimiz yazarı okumak eleştirmek yada eleştirmemek. duygusal olduğunuzu söylüyorsunuz(umarım öledir). sizi anca yazılarınızdan tanıyoruz bu konu hakkında da yorum yapmak istemiyorum. yazılarınızı okumaya devam edeceğim. sadece siz değil diğer yazarları da. kolay gelsin sayın yazar.
MARSJÜ [ 2008/03/02 16:17 ]
güzel bi yazı olmuş gercekten de ilgi ve merakla okuduğum yazılarınızdan birisiydi. fikirlerinize saygı duyuyorum (her zamanki gibi). en azından sizi tanıyoruz. kolay gelsin tesekkürler.

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.16 -  Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
 2009.02.10 -  Kadının Mahremiyet Evi
 2009.02.02 -  Öğrenmenin dayanılmaz tadı
 2009.01.26 -  Hadis tercümesinde taşralı ağzı
 2009.01.17 -  Bilin bakalım! Erkekler insan mıdır, bankomat mıdır?
 2009.01.12 -  Ergenekon dalgalarında kısa bir sörf
 2009.01.05 -  Kadınlar iletişim beceriksizi mi yoksa?
 2008.12.29 -  Cennetin ve cehennemin fragmanları
 2008.12.23 -  Anti-depresif öneriler
 2008.12.16 -  Sen olmazsan cennet solmaz mı?
 2008.12.07 -  İyilik ve kötülüğün kimyası
 2008.12.01 -  Allah sevgisinde kıskançtır
 2008.11.24 -  Yazma yetisi üzerine iki çift söz
 2008.11.16 -  Anneler ve sevgililer
 2008.11.11 -  Sırlar harikadır. Ta ki yakalanıncaya kadar…
 2008.11.03 -  Geğiren tanrıçalar
 2008.10.27 -  Masumiyet insana en çok yakışandır
 2008.10.20 -  Demirel: Eski Siyasetin Büyük Mavrası…
 2008.10.13 -  Aldatan Erkeklere Kuşbakışı
 2008.10.08 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.09.29 -  Kadınlık nelere kadirdir!
 2008.09.22 -  İnsanlardan uzaklaştıkça Tanrı’ya mı yaklaşıyoruz?
 2008.09.15 -  Tesettür Kutsal kitabın ne tarafındadır?
 2008.09.08 -  Kutsal gerdek
 2008.09.01 -  Allah’ı Sevme Sanatı
 2008.08.25 -  Hıristiyan Mü’minler
 2008.08.17 -  Tutsaklığı sevmek
 2008.08.10 -  Dilek Tepesi
 2008.07.27 -  Bir çiçekle de bahar olurmuş
 2008.07.15 -  Dante Beatrice’e kavuşsaydı…
 2008.07.07 -  NLP’den ışıltılı kareler (2)
 2008.06.30 -  Karanlık mağaraların zavallı yarasaları
 2008.06.23 -  NLP'den ışıltılı kareler (1)
 2008.06.14 -  Cennette kadın figürü
 2008.06.08 -  "Yürek Acısı"
 2008.06.02 -  Erkeği tutmak kolay mı sanırsınız?
 2008.05.24 -  Her ölüm vakitsizdir
 2008.05.14 -  Reinkarnasyon
 2008.05.05 -  Kölenin öyküsü
 2008.04.28 -  İlahiyatçılar Hz.Muhammed'ten daha mı iyi biliyor?
 2008.04.21 -  Kadınlar cennetine hoşgeldiniz!
 2008.04.15 -   Biraz daha episteme,biraz daha özlem...
 2008.04.07 -  Bir kibir abidesine
 2008.03.31 -  Kadınlar erkekten ne duymak ister?
 2008.03.24 -  Repertuarımdaki üç kırık hayat
 2008.03.16 -  Kadınlarla hala tartışıyor musunuz?
 2008.03.10 -  Yoksa bu bir rüya mıydı?
 2008.03.02 -  Kadınlar ve tapınaklar
 2008.02.24 -  Hiç kimsenin kadınları
 2008.02.17 -  Ölüden isteme ile diriden istemenin farkını rica edeyim
 2008.02.12 -  Tanrı'nın yeryüzündeki başyapıtı üzerine
 2008.02.05 -  Sıradan ve yüce, yakışıklı ve bayağı
 2008.01.28 -  İdeolojik ve toplumsal baskıya karşı bireysellik
 2008.01.24 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.01.21 -  Nietzsche, Marks veya Tanrı’ya Küsmek
 2008.01.14 -  Yoksa bu fakiri aşktan bihaber mi sanırsınız?
 2008.01.07 -  Kadınınıza yüreğinizle dokundunuz mu hiç?
 2007.12.31 -  Dört Kitaba Sığmazsan, Sen Ne İşe Yararsın?!
 2007.12.24 -  Kadınların Gizli Dünyası Üzerine
 2007.12.16 -  Sosyal Demokratların Reel Politik Dramı
 2007.12.10 -  “En yakın dostum katilim olur mu?”
 2007.12.03 -  İnin O Şatodan Aşağıya!
 2007.11.26 -  “Çift Gerektirmeli Bir Tanrısal Adalet Sarmalı” -Özeleştirel bir yaklaşım-
 2007.11.18 -  Müslümana Sopa Caiz midir?
 2007.11.11 -  Sevgili Erkekler! Türk Kadınları Size Hiç Bakmıyor mu?
 2007.11.05 -   “Hz. Muhammed ve etkin dinleme sanatı”
 2007.10.29 -  Kahrolsun PKK veya kötü reklam yoktur
 2007.10.22 -  Barda oturan adamın düşleri
 2007.10.15 -  “Feminizm gerçekten feminin (dişil) bir akım mıdır?”
 2007.10.08 -   “Model Türkiye’yi görmek ya da görmemek”
 2007.10.01 -  “Aldatılan Adamın Komedyası”
 2007.09.24 -  Kadınların cebi neden yoktur
 2007.09.20 -  Benim adım aşk
 2007.09.17 -  Herkese merhaba!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com