:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

ASIM'IN NESLİ ve 120  
Nadide Ü.Altıparmak   (  )

Mehmet Akif Ersoy'u sevenler 12 Mart'ta İstanbul'da ilginç bir etkinliğe imza atacaklar. İstiklal Marşının kabul edildiği tarih olan 12 Mart Çarşamba günü İstanbul'da ilginç bir anma gerçekleşecek. Ellerinde Safahat bulunacak olan Akifseverler İstanbul'un ortasından Akif'in kabrine kadar Safahat okuyarak yürüyecekler. Edirnekapı Şehitliğindeki kabre kadar Safahat okunarak yüründükten sonra Mehmet Akif'e ve onun can dostu Babanzade Ahmet Naim'in ruhlarına fatiha okunacak. Milli Şairin unutulmaması, Safahat’a sahip çıkılması ve organizasyonun düşünülmesi gerçekten çok güzel bir haber. Halen körelmeyen duygu kırıntılarımız, var demek ki.

Milli Şairin bir sözü vardır ki. O günlerin vahametini anlatır bizlere.
“Allah bu Millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”demiştir, Mehmet Akif.

Bu sözde binlerce beyit, bu beyitlerde dile gelmeyen acı, umut ve nice duygu saklıdır.
Nasıl bir ortamda yazılmıştır “İstiklal Marşımız”!!!…
Var oluşla, yok oluş hislerinin çemberinde ki duygulardan kaleme alınmış, bilekle değil yürekle yazılmıştır

O günleri unutmamak lazım. Hafızamız hep tazelenmeli ki o günleri biz ve bizden sonraki nesil yaşamasın. Ama gerçek odur ki sabah yatağımızdan kalktığımızda başlıyor bir dünya telaşı, gerekli gereksiz konular, nemelazımcılık; bir fırtına tutuyor bizi, alıp savuruyor, adamsendecilikle. Sohbet ortamlarında ise herkes bilirkişi oluyor, kurtarıcı edasıyla gidiş hattaki yanlışları düzeltiyoruz, kurtarıyoruz vatanı. Televizyon başında ise, Engin Ardıç edasıyla savuruyoruz, yorumları.
Üretmek var mı, işini layıkıyla yapmak var mı önce kendinden başlayarak düzeltmek var mı…
Yoksa, gerisi laf-ı güzaf...

Ülkemin yarınlarına dair hep umutlarım olmuştur. En karanlık sıkıntılı günlerinde bile. Ama bazen, kendime, insanıma baktığım zaman ne oluyor, nereye gidiyoruz biz demeden de kendimi alamıyorum.

Bu arada 15 Şubat’ta aynayı yüzümüze tutmamızı sağlayacak bir film girdi vizyona. “120” Çocuk haliyle vatan için bir şeyler yapma gayretinde olan kocagönüllü yiğitlerin hikayesiydi, bu film.
Vizyona girdiğinin 2. yada 3. günü sinemaya konukomşu izlemeye gittik. Daha iyisi olabilir miydi? Bunu tartışmıyorum bile, önemli olan mesajı verebilmekti. Mesaj çok netti. Beğenerek izledik filmi. 120 çocuğun Karlara Yazılmış Gerçek Destanını izlerken salona baktığımda ilkokul,lise çağındaki çocuklarıyla gelen aileler, kucağında kundaklı bebeği ile gelen ebeveynler, orta yaşlılar velhasıl izlemek için film seçen değil, film için gelen izleyici vardı salonda.Bizim ekip hazırlıklıydı, selpaklar cepte hazırdı, ağlayarak izlediler filmi.

Filmde bir sahne vardı ki akıllara kazınacak kareydi…
Vali başta olmak üzere devleti temsil eden erkan, çocukların cepheye; cephaneyi götürmesine razı değil ama mecburiyet söz konusu, aileler çaresizliğini sessizliğine gizlemiş şekilde ve okul önünde toplanan 120 çocuğa soruluyor:
-Gönüllü olanlar bir adım ileri çıksın.
Türk asker doğar edasıyla, aynı anda bir adım atıyor, 120 çocuk.
En küçüğü henüz 12 yaşında…

3’ler 7’ler 40’lar 120’ler 100bin’ler verdi bu millet bu toprağa…
Kadın, kız, yiğit,körpe, nine,dede demeden

KİMLERİN vatan topraklarında ezanın susmaması, bayrağın inmemesi, namert ayakların vatan topraklarını çiğnememesi ve gelecek nesillerin vatan toprağında var olması için… nelerden vazgeçtiğini hatırlayalım, hatırlatalım. Günler gelip geçerken, geçen günler hafızalarımızı silip gitmesin. Gidenler unutulmasın. Bizi biz yapan değerler unutulmasın. Dünya telaşesimi! O ne ki. İki lokma ekmek değil mi karın tokluğunu sağlayan, bedeni ayakta tutan. Kanaat eden her halükarda doyar. Önemli olan ruhu ayakta tutacak tokluk, zenginlik. Neden var olduğunu, ne için yaşadığını unutmamak.
Velhasıl önemli olan Asımın Nesli olabilmek !


Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle ''bu bir Avrupa'lı''
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında
Ostralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Cehreler başka, lisanlar, deriler, rengarenk;
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kime bilmem ne bela...
Hani, ta'una zuldür bu rezil istila!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmetciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez suni beşer;
Bu göğüslerse, Hüda'nın ebedi serhattı;
''O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme'' dedi.
Asım'in nesli... diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar

Mehmet Akif Ersoy
(Safahat, Asım adlı şi'rinden)

Ruhları şadolsun …
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 5 yorum yapılmış )

KEMANKEŞ [ 2008/03/27 15:45 ]
yazar olmak sadece aklınıza geleni kağıda dökmek değildir. Bu işi yapmaya niyetlenenlerin bir dil bilgisi kitabını iyice hatmetmesi gerekir. Yazılarınız imla kurallarından oldukça yoksun. Özellikle -de ve -ki bağlaçlarının kullanım yerleri konusunda bir kaos içindesiniz. Bu iki bağlacı bazen olması gereken yerde düzgün kullanmanıza rağmen hemen bir kaç satır aşağıda yanlış kullanabiliyorsunuz.Kural ile kuralsızlık arasında gidip gelmek yerine bu konuda biraz çalışsanız iyi olur.Belki okul hayatında bu konularda yeterli eğitimi almamışsınızdır, ama bu mazeret değil. Umarım bir sonraki yazınızda tükçeye ve imla kurallarına daha saygılı olursunuz.
eleştirMEN [ 2008/03/26 20:35 ]
Nadide ne kadardır yorum yazacam diyorum yazamadım kusura bakma... yazı güzel eline sağlık da 12 Mart geçti heralde artık bu yazıyı güncellesen diyorum. sevgilerle
kemankeş [ 2008/03/12 08:09 ]
Tesadüfen iki yazınızı okudum. Büyükşehir belediyesinin mevlanayı anma proğramları ve M.Akif Ersoy ile ilgili olan yazılarınız. Köşe yazarlığı haber niteliğindeki olayların okuyucuya aktarılacağı yerler değildir. Burada Büyük şehir belediyesinin proğramlarını sıralamanız yada istanbul da düzenlenecek Bir anma proğramını duyurmanız doğru değil bırakın bunu muhabir arkadaşlar yapsın. Köşe yazarı olaylar ilgili olarak sahip olduğu bilgi ve tecrübeler ışığında yorumlar yapan kişilerdir (Tabi varsa) . Eğer muhabir olmak niyetinde iseniz bu köşeyi başkasına bırakın ve haber peşinde koşun.
Ayşe [ 2008/03/11 16:18 ]
Yazılarınızı beğenerek takip ediyoruz,yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz...

Bilinmeyen tarihimizden bir olaya 120 filmiyle ışık tutuldu ne var ki bu ışığı görmek istemeyenler çoğunlukta.

Daha bilinçli nesilleri görebilmek dileğiyle...
kumsal [ 2008/03/11 15:59 ]
değilmi ya sevgili nadide biz ise hala bir metre eşarbın peşine takıldık gidiyoruz gerçek kahramanları unuttuk bu vatanı nasıl kurtarıldığını nasıl birilik olunduğunu unuttuk kendimizi unuttuk akif veridği sözd edurmak uğruna boğazı yüzerek geçmişti ya biz ne sözler verip günde kaçkez cayıyoruz hiçbirşey yapamıyorsak ecdadımızı taklit etseydik keşke utanılacak durumdayız biz onların torunları olamayız...bari eserlerine sahip çıksak layıkıyla o da yok sanırım.rabbim gönül gözlerimizi açıp gerçeği görmemizi sağlasın diye dua ediyorum gerçek geçmişimiz gerçek tarihimiz ecdadımız biz hayaliz hepimiz hayaletiz maalesef...huzurla yatsın akifimiz eline buraya taşıyan eline sağlık şiiri nadide ...

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2008.12.15 -  Yapboz
 2008.11.09 -  MUSTAFA
 2008.04.02 -  Adile Sultan
 2008.03.11 -  ASIM'IN NESLİ ve 120
 2008.02.13 -  Belediye Mevlana’yı tam anlatabildi mi?
 2008.02.05 -  Reklamcılar Sonunda Haber Oldu
 2008.01.29 -  2016 yılında Türkiye Süper Güç olacak
 2008.01.08 -  Kadınların gerçek dünyası üzerine bilinmeyenler
 2007.12.18 -  Konya’yı Değiştiren Adam
 2007.12.06 -  Fincan ve Kahve
 2007.11.27 -  Hollywood ve Türkler
 2007.07.24 -  Ulvi olan sükuttur, gayrisi zaaftır…
 2007.07.18 -  AKP- DP ve rakamsal gerçekler
 2007.07.02 -  Seçim ve Propaganda
 2007.05.10 -  Cumhura rağmen AKP CHP çıkmazı!
 2007.03.21 -  Er kişi niyetine !!!
 2007.01.30 -  Usul usul ve İstanbul - Musul
 2007.01.05 -  Keklik, Kahır ve Saddam!
 2006.12.29 -  BAYRAM ve CHRİSMİS
 2006.12.22 -  DERLEME
 2006.11.29 -  SALI 20:30 KINALI KUZULAR
 2006.10.18 -  KORKU VE CESARET
 2006.09.26 -  Kaldığımız yerden devam
 2006.08.09 -  Tatil dediğin böyle olur …
 2006.07.13 -  Çağın Dede Korkut'una
 2006.07.05 -  Kimin umurunda?
 2006.06.22 -  4. Türkçe Olimpiyatı’nın ardından ...
 2006.06.08 -  BİZ TÜRKLER
 2006.06.02 -  Fare Öyküsü ...
 2006.05.25 -  Üstad
 2006.05.18 -  Yorum Sizin! ...
 2006.05.08 -  Öyle bir lider ki...
 2006.04.26 -  Terazinin Bir Kefesinde Tesettür Bir Kefesinde Mayo
 2006.04.20 -  Kutlu Doğumun ardından ....
 2006.04.05 -  Ne günlere kaldık!
 2006.03.22 -  18 Mart bu yıl farklıydı....
 2006.03.15 -  Geliyoooor geliyor! İthal doktor Geliyoor!
 2006.03.07 -  ‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com