:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Repertuarımdaki üç kırık hayat 
Mert Aslan   ( altar42@hotmail.com )

Size, dünyanın genel geçer özdeksel ölçütleri içinde “talihsiz” saymamız gereken üç kişinin hafıza kayıt arşivlerimde saklı olan gerçek sonlarını özetlemek istiyorum.

GALİP X: Saygın bir firmanın genç ve yetenekli üst düzey yöneticilerinden biriydi. Evleneli henüz üç yıl olmuştu. Hem fiziksel hem de ruhsal anlamda güzel bir eşi vardı. Bir de, iki yaşında sevimli bir kızları...

Güneşli, güzel bir Cumartesi günü öğle sonrası, eşi ve kızı ile birlikte, şehir merkezinde bir yürüyüşe çıkmışlardı. Orada ağır adımlarla dolaşırken, bir ara kızı bir marketin önünde gördüğü bir derin dondurucunun üzerindeki resimleri göstererek dondurma yemek istediğini söyledi. Bunun üzerine babası kaldırımın o tarafına geçerek markete girdi. Dondurmayı alıp çıkmanın bir dakikadan fazla sürmeyeceğini düşünmüş olmalıydı ki, kızı ile eşini oracıkta bırakmıştı. Alışverişin hemen ardından dışarıya çıktığı sırada, kaldırımda duran eşi ile tanımadığı iki erkek arasında bir diyalog yaşandığına tanık oldu. Yirmili yaşlarında olup o güne dek hiç görmediği bu iki kişinin eşi ile ne konuştuklarından ziyade eşinin sinirli hali dikkatini çekmiş, dolayısıyla bu istenmedik konuşmanın eşine yönelik bir taciz girişimi olduğunu anlamakta gecikmemişti. “Kimsiniz siz?! Onu ne hakla rahatsız ediyorsunuz?!” diye başlayıp arkasına bir dolu ağır söz sıralayarak hışımla üzerlerine yürüdü. Serseri kılıklı gençlerden biri, “Sen herkesin namusunun bekçisi misin?” diyerek cebinden büyükçe bir bıçak çıkardı ve vücudunun çeşitli yerlerine acımasızca saplamaya başladı. Her şey saniyeler içinde olup bitmiş, eşi ve minicik çocuğunun dehşet dolu gözleriyle yürekleri parçalayan çığlıkları arasında defalarca bıçaklanan adam kanlar içinde kaldırıma yığılıvermişti.

Suçlular, olay yerinden kaçarak uzaklaştılar. Acilen çağırılan bir ambulansla hastaneye kaldırılan adam, birkaç saat sonra hayatını kaybetti. Geride, gözü yaşlı dul bir kadın ve yetim kalan bir damlacık kız çocuğu kalmıştı. Sonradan katilin yakalanmış olması, onları teselli etmeyecekti. Çünkü canım ülkemdeki pek çok katil gibi, üç beş yıl sonra diğer birilerinin hayatını karartmak için toplum içine geri salınacaklarından fazlaca kuşkuları yoktu.

AYKUT X: Orta yaşlı, ilki gibi eğitimli ve kibar biriydi. Toplumsal ödev ve sorumluluklarının farkında olan iyi bir yurttaştı. Bir gün çözülmesi gereken bir sorun için işyerinden geçici olarak ayrılmış, çarşının kalabalığı içinde aceleyle bir yere gidiyordu. Çok geçmeden kalabalık bir caddeye girdi ve caddenin sağ kaldırımı boyunca ilerlemeye başladı. Bir ara on metre kadar ilerisinde olasılıkla bir bankanın kurmuş olduğu sokak standının önünde ayakta dikilen ve görevli ile bir şey konuşan bir çiftin varlığını fark etti. Tam da kendisine arkası dönük olan çiftin yanından hızla geçmeye çalıştığı anda, karşı taraftan gelmekte olan biri ile çiftin arasına sıkıştı ve deri ceketi sağ alt cebinde bulunan telefonun da ağırlığı ile bayanın arkasına dokunmuş oldu. Bu, kendisinin kesinlikle hissetmediği, fakat farkına vardığı belli belirsiz bir dokunuştu. Nitekim beş on metre kadar uzaklaşmıştı ki, arkasından birinin bağırdığını duydu. Biraz sonra sokak küfürleri ile dolacak olan öfkeli bağırtının kendisini hedeflediğini anlamakta zorlanmadı. Tüyleri diken diken olmuştu. Arkasına dönüp baktı. İçinde öfke, şaşkınlık ve korku birbirine karışıyordu. İçinden bir ses, ona derdini anlatıncaya kadar tahammül sınırlarını yıkacak miktarda sorun yaşayacağını söylüyordu. Eşini koruma heves ya da sinirselliği içinde, zincirlerinden boşanmış gibi galiz küfürlerinin dozunu gittikçe arttırıyordu. Cebini işaret etmekle yetindi ve yoluna devam etmek istedi; ancak psikopatik görünümlü adamın işin peşini bırakmaya niyetinin olmadığı belli olacaktı. Ani ve sert bir elin ensesine yapışmasıyla birlikte, kanının donduğunu hissetti. Kendisi de yeteri kadar sinirlenmişti. Geriye döndü, kızgınlık ve korkusunu yenmeye çalışarak, “Kardeşim, ben senin ne demek istediğini anladım; ama siz beni yanlış anladınız. Kasıtlı bir şey değil bu. Elimde değildi ve cebimdeki telefon çarptı, hepsi bu…” diyebildi. Aynı anda, ağzının kenarlarında köpükler biriken gözü dönmüş adamın sol yanağına dayadığı bir tabanca namlusu ile irkildi. İki el silah sesinin ardından dünya ile ilişiği kesilmiş oldu ve aşağıdaki kanlı bedenini seyrederek göklere yükseldi.

RİFAT X: Henüz yirmili yaşlarındaydı. Yoksul tabakadan olduğu için, toplumca sıradan kabul edilen biriydi. Üzerinde genellikle ucuz bir semt pazarından alınmış olduğu çok belli olan özensiz giysiler olurdu. Yoksulluğun ve diğerlerince sıkça aşağılanmanın hazin izleri, yüzünden kolaylıkla okunabiliyordu. İnsanoğlunun en büyük ruhsal gereksinimi olan “sevilme”nin hazzını, hep uzaktan ve gıpta eden yabanıl gözlerle izlemişti. Dışarıya çıktığında, kalabalıklar hep üzerine üzerine geliyormuşçasına ürküntülere kapılıyordu. İşsiz olduğundan dolayı, geleceğe ilişkin parıltılı umut ve hayallerden de tümüyle yoksundu. İlginçtir ki, hayatını sonlandıracak olan dram onu da insan kalabalıkları içinde yakalayacaktı. Zaten Kutsal Kitap’ta melekler tarafından “yeryüzünde kan dökecek olan” sıfat cümleciği ile tanımlanan varlık değil miydi insan? Şu halde, insanın sayıca en fazla olduğu yer, bela potansiyelini en çok taşıyan yer olmalıydı.

Yaz mevsiminde bir ikindi sonrası çarşıda bulunan bir arkadaşını ziyaret etmiş, bir müddet sohbet ettikten sonra alacakaranlıkta yanından ayrılmıştı. Anlaşılan, evine dönmeye karar vermişti. İşlek bir cadde boyunca yürürken, karşısından gelmekte olan bir serseri güruhu tarafından içlerinden birine omuz vurduğu gerekçesiyle oradan geçmekte olan vatandaşların dehşet dolu gözleri önünde vahşice bıçaklanarak öldürüldü…

İlkin şunu söylemek isterim ki, hangi toplumsal sınıfta yaşıyor olursanız olun, hangi makam veya konumda olursanız olun, böyle bir sona maruz kalma konusunda diğerleri ile eşitsiniz. Çünkü toplumsal bir varlık olarak siz de günlük işlerinizi halletmek ya da alışveriş yapmak için çarşıya çıkıyor, kafanızı dinlemek için parka veya çay bahçelerine gidiyorsunuz. Etrafınızda, gerçek veya potansiyel anlamda suçlu bir yığın insan dolaşıyor. Onlardan herhangi biri, herhangi bir anda, herhangi bir nedenle üzerinizde patlayabilir ve argo bir tabirle “kim vurdu”ya gidebilirsiniz. Demek istediğim, bu açıdan baktığımız zaman aslında hiçbirimiz çok önemli değiliz.

Unutmayın ki, bu ülkede uzay çağının ve bilgi toplumunun kaydettiği son aşamalar ile ilgili onca tumturaklı spekülasyona karşın, hala mağara devrini yaşamaktan büyük bir hoşnutluk ve gurur duyan sayısız kimse vardır. Şimdi böyle şeyler söyleyince, birileri çıkıp millet hakkında ileri geri konuştuğumu söyleyebilir. Yalçın Küçük, bir kitabında “Türkler yere tükürür” diyor. Birileri bunu duyunca kızarıp bozarıyor. İnsanlar çarşıda pazarda dolaşırken yerlere insan kafası büyüklüğünde tükürükler atınca hata etmiş olmuyor da, birileri çıkıp “Bu Türkler neden yere tükürüyor” diye söyleyince mi hata etmiş oluyor? Öyleyse tükürmesinler. İnsanoğlu kağıt mendil diye bir şey icat etmiş… Kızmaya hiç gerek yok. Bunlar, yalnızca otokritiktir. Biz Türkler kavga etmek için dışarıdan hiç kimse bulamazsak, birbirimizle kavga ederiz (!). Bu konuda çok antrenmanlıyızdır.

Televizyonlarda grip olduğu vakit sokağa çıkarken ağzına özel maskeler takan Japon vatandaşlarını görmüşsünüzdür. Japonya’da üniversite mezuniyet oranının % 99 olması durumu yeterince açıklıyor mu?
En iyisi siz, Allah’a sığınmadan sokağa çıkmayın…




Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 12 yorum yapılmış )

MEHTAPP [ 2008/03/30 23:03 ]
merhaba hocam.... ben öğrenciniz olarak sizden o kadar ders aldığımı düsünüyorum ki gercek hayatta hocam olduğunuz için kendimi cok sanslı hissediyorum ve burdaki insanlarında en az benim kadar sanslı olduğunu düsünüyorum.burada da bizim için bir hayat tecrübesi vermekten de asla geri kalmıyorsunuz.sizi tebrik ediyorum ve insallah biz bu kadar sanssız olmayız......ALLAH'IM hepimize hayırlı ölümler nasip etsin.....
ESEDULLAH [ 2008/03/30 16:20 ]
sevgili keman keş kardeşim melih arat' ı ben seviyorum ve bu ülkede onun gibi degerlerin sayısıda küçümsenemeyecek kadar çok ve mert arslanda bence o' degerlerin başındadır ve kardeşim yaratmak yalnlızca ALLAH ( C.C). mahsustur sevgilerimi sunarım
NAZLI [ 2008/03/28 14:53 ]
Makalelerde alıntılar yapılabilir ve kişilerin üslupları birbirine benzeyebilir. Kaldı ki insan ismini ilk kez duyduğu birini taklit edemez öyle değil mi. Yazılarınızı özgün buluyorm ve ilgiyle takip ediyorum. Sevgiyle kalın..
[ 2008/03/28 09:18 ]
Sayın yazar, magandalara karşı daha çok hoşgörülü olalım.Daha çok hoşgörülü olalım.Daha çok hoşgörülü olalım.
Mert ASLAN [ 2008/03/27 22:55 ]
Sevgili Kemankeş... Normal koşullarda sitedeki yorumlara yanıt vermiyorum; ama söylediğin şey bana zorunlu bir yanıt hakkı doğurdu. Bu kanıya varmaış olmanıza neden olan sadece bu haftaki yazıysa eğer, bir tek yazıdan yola çıkarak bu kadar keskin bir yargı bildirmenizin hiç de insaflı ve nesnel olmadığını söylemeliyim. Şimdiye dek beslendiğim bilgi kaynakları, hep temel ve yetkin yapıtlar olmuştur. Kaldı ki, hiçbir taklit kusursuz değildir. Sonuçta herkes kendi tarzına sahip olur. İkincisi, Zaman gazetesinin düzenli bir okuru değilim ve Melih Arat dediğiniz şahsın adını ilk kez sizden duyuyorum. Yürekten sevgilerimle kalın...
KEMANKEŞ [ 2008/03/27 16:00 ]
Anlatmaya çalıştığınız konuya ve fikirlerinize büyük oranda katılıyorum. Ancak sunuş tekniğiniz ve kompozisyonunuz zaman gazetesinde ki köşe yazarlarından Melih ARAT'tan kopya. Bu tür ucuz kopyalar size bir yere vardırmaz. Bence kendi kompozisyonlarınızı yaratmanızı gerekli.
[ 2008/03/26 07:41 ]
Hukuğun olmadığı yerde adaletten,adaletin olmadığı yerde barıştan, barışın olmadığı yerde huzurdan söz edemeyiz.Huzurun olmadığı yerde kaygı korku ve kaos hakimdir.''Kuvvete dayanmayan adalet zillet üretir.Adalete dayanmayan kuvvetde zulum üretir.''
sude naz [ 2008/03/25 11:04 ]
süper yazı mert bey. büyük zevkle okudum. maganda kültürü çok fazla bence de. maalesef hiç birimizemniyette değiliz. elinize sağlık
NAZLI [ 2008/03/25 10:55 ]
Yürek parçalayıcı ve ibret verici yasanmışlıklar.. bu tür mesaj verici yazılarınız için teşekkür ederim şahsım adına.. sevgiyle kalın
kumsal [ 2008/03/25 10:41 ]
gerçektenamerikan filmlerindeki dramatik psikopat öyküler gerçekleşmeye mi başladı ne o filmi maksatlı piyasaya süren amerikan zihniyeti amacına ulaştı herhalde.eğitimsizlikde tüm bunlarıntetikleyicisi her insanın içinde bir canavar yatar.bu bir gerçek ocanavarı eğitmek insanın elinde.aslında her insan geleceğin katili olabilir bu da bir gerçek.her an o canavar ortaya çıkabilir dikkat belki kurbanız belki canavar bunu kontrol etmek şu zamanda zorlaşmış gibi görünüyor.amerikadaki gibi sanırım artık öfke kontrol klinikleri açma zamnalarımız geldi.öfke kontrol terapileri almak gerekiyo rher insanın .madem katilerimiz amerikaya benzedi her şeyiyle alalım olsun bitsin.teşekkür ederiz hocam yazınız çok duygusal aynı zamanda gerçek yüzü hayatın.
Alev [ 2008/03/24 17:22 ]
Pamuk ipliğine bağlı hayatların, hiç umulmadık sonlarına doğru hazin hikayeler...Ne denilebilirki kalanların ıstırabını ve özlemini düşününce biraz hoşgörü ve birazda sabır yaşananları olması gereken şekle dönüştürebilirdi kuşkusuz. Önyargı,öfke ve tahammülsüzlük ne kadar çok ruhlarımıza işlemiş.Yüreğinize sağlık Hocam. Üzücü ama oldukça düşündürücü ve keşke yaşanmamış olsaydı dedirten bu hazin hikayeleri paylaştığınız için.
FUAT [ 2008/03/24 16:00 ]
İBRET ALINACAK HADİSELER
Gerçekten de yaşanılan toplum kalitesi değil de insanların eğitim düzeyini ilgilendiren bir yazı...
böyle bir makaleyi sunduğunuz için teşekkür ediyorum.Aslında fazla bişey söylemek yerine bu tespitin ne kadar duyarlı bir biçimd e yazıldığını söyleyebilirim.
halkımızın çok bilinçlenmesi lazım ama tüm kesimler

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.16 -  Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
 2009.02.10 -  Kadının Mahremiyet Evi
 2009.02.02 -  Öğrenmenin dayanılmaz tadı
 2009.01.26 -  Hadis tercümesinde taşralı ağzı
 2009.01.17 -  Bilin bakalım! Erkekler insan mıdır, bankomat mıdır?
 2009.01.12 -  Ergenekon dalgalarında kısa bir sörf
 2009.01.05 -  Kadınlar iletişim beceriksizi mi yoksa?
 2008.12.29 -  Cennetin ve cehennemin fragmanları
 2008.12.23 -  Anti-depresif öneriler
 2008.12.16 -  Sen olmazsan cennet solmaz mı?
 2008.12.07 -  İyilik ve kötülüğün kimyası
 2008.12.01 -  Allah sevgisinde kıskançtır
 2008.11.24 -  Yazma yetisi üzerine iki çift söz
 2008.11.16 -  Anneler ve sevgililer
 2008.11.11 -  Sırlar harikadır. Ta ki yakalanıncaya kadar…
 2008.11.03 -  Geğiren tanrıçalar
 2008.10.27 -  Masumiyet insana en çok yakışandır
 2008.10.20 -  Demirel: Eski Siyasetin Büyük Mavrası…
 2008.10.13 -  Aldatan Erkeklere Kuşbakışı
 2008.10.08 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.09.29 -  Kadınlık nelere kadirdir!
 2008.09.22 -  İnsanlardan uzaklaştıkça Tanrı’ya mı yaklaşıyoruz?
 2008.09.15 -  Tesettür Kutsal kitabın ne tarafındadır?
 2008.09.08 -  Kutsal gerdek
 2008.09.01 -  Allah’ı Sevme Sanatı
 2008.08.25 -  Hıristiyan Mü’minler
 2008.08.17 -  Tutsaklığı sevmek
 2008.08.10 -  Dilek Tepesi
 2008.07.27 -  Bir çiçekle de bahar olurmuş
 2008.07.15 -  Dante Beatrice’e kavuşsaydı…
 2008.07.07 -  NLP’den ışıltılı kareler (2)
 2008.06.30 -  Karanlık mağaraların zavallı yarasaları
 2008.06.23 -  NLP'den ışıltılı kareler (1)
 2008.06.14 -  Cennette kadın figürü
 2008.06.08 -  "Yürek Acısı"
 2008.06.02 -  Erkeği tutmak kolay mı sanırsınız?
 2008.05.24 -  Her ölüm vakitsizdir
 2008.05.14 -  Reinkarnasyon
 2008.05.05 -  Kölenin öyküsü
 2008.04.28 -  İlahiyatçılar Hz.Muhammed'ten daha mı iyi biliyor?
 2008.04.21 -  Kadınlar cennetine hoşgeldiniz!
 2008.04.15 -   Biraz daha episteme,biraz daha özlem...
 2008.04.07 -  Bir kibir abidesine
 2008.03.31 -  Kadınlar erkekten ne duymak ister?
 2008.03.24 -  Repertuarımdaki üç kırık hayat
 2008.03.16 -  Kadınlarla hala tartışıyor musunuz?
 2008.03.10 -  Yoksa bu bir rüya mıydı?
 2008.03.02 -  Kadınlar ve tapınaklar
 2008.02.24 -  Hiç kimsenin kadınları
 2008.02.17 -  Ölüden isteme ile diriden istemenin farkını rica edeyim
 2008.02.12 -  Tanrı'nın yeryüzündeki başyapıtı üzerine
 2008.02.05 -  Sıradan ve yüce, yakışıklı ve bayağı
 2008.01.28 -  İdeolojik ve toplumsal baskıya karşı bireysellik
 2008.01.24 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.01.21 -  Nietzsche, Marks veya Tanrı’ya Küsmek
 2008.01.14 -  Yoksa bu fakiri aşktan bihaber mi sanırsınız?
 2008.01.07 -  Kadınınıza yüreğinizle dokundunuz mu hiç?
 2007.12.31 -  Dört Kitaba Sığmazsan, Sen Ne İşe Yararsın?!
 2007.12.24 -  Kadınların Gizli Dünyası Üzerine
 2007.12.16 -  Sosyal Demokratların Reel Politik Dramı
 2007.12.10 -  “En yakın dostum katilim olur mu?”
 2007.12.03 -  İnin O Şatodan Aşağıya!
 2007.11.26 -  “Çift Gerektirmeli Bir Tanrısal Adalet Sarmalı” -Özeleştirel bir yaklaşım-
 2007.11.18 -  Müslümana Sopa Caiz midir?
 2007.11.11 -  Sevgili Erkekler! Türk Kadınları Size Hiç Bakmıyor mu?
 2007.11.05 -   “Hz. Muhammed ve etkin dinleme sanatı”
 2007.10.29 -  Kahrolsun PKK veya kötü reklam yoktur
 2007.10.22 -  Barda oturan adamın düşleri
 2007.10.15 -  “Feminizm gerçekten feminin (dişil) bir akım mıdır?”
 2007.10.08 -   “Model Türkiye’yi görmek ya da görmemek”
 2007.10.01 -  “Aldatılan Adamın Komedyası”
 2007.09.24 -  Kadınların cebi neden yoktur
 2007.09.20 -  Benim adım aşk
 2007.09.17 -  Herkese merhaba!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com