:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Adile Sultan 
Nadide Ü.Altıparmak   (  )


Tarihimizi okumak benim için zevktir, çok keyif alırım. Savaşlarda kaybettiğimiz topraklar, yönetimde ki zaifiyetler içimi burkar ama … o ihtişamlı tarihi okurken gözümde canlandırdığım mekanlarda var olmak, yaşıyorcasına okumak bana büyük haz verir.

Türk tarihinde kadınlar diğer ülkelerin tarihlerindeki kadınlara oranla daha başat rollerdedir. Ama büyük bir ustalıkta ikinci planda kalarak, birincil olmayı başarmışlardır. En keskin örneği verecek olursak Kanuninin eşi Hürrem Sultandır, tabi.

Şuaralar bende bir merak oluştu. Türk tarihinde özellikle Osmanlı tarihinde ki kadınlar ve hayatları. Ne yapmışlar, nasıl yaşamışlardı; onların yaşamı kafes arkası mıydı yoksa binbir gece masalımıydı …
İlk baktığım kaynak, güvenilirliğinden emin olduğum Yılmaz Öztuna’nın Büyük Osmanlı Tarihi eseriydi Ötüken Yayınevi tarafından basılan 10 ciltlik bir eserdir. Kaynakta, harem hayatının anlatıldığı bölümde ki ihtişam, dudak uçuklatacak cinsten. Bir düğün alayından bahsedilir ki kıyafetler, eğlenceler, takılar Osmanlının ihtişamını yansıtır.

Çocukluğumuzda okuduğumuz hikayelerdeki saray yaşantılarını ben abartı zannederdim, anladım ki az bile mübalağa edilmiş. Velhasıl sayfaları su içer gibi kana kana okudum.

Kişilerden kesitler verilirken bir tartışma ortamında Sultan Abdülmecid’e erkek olsaydım şimdi ben padişahtım deme cüretini gösteren, o cüretti gösterecek kadar kendinden emin, karşı tarafın saygısını kazanan sultan dikkatimi çekti. Bu Sultan Adile Sultan’dı.

Adile Sultan, ayrıca yiğeni II.Abdülhamid tarafından da saygı görmüş, Padişahın karşısına alıp sohbet ettiği, istişare ettiği tek bayan olarak da hareme mührünü vurmuştur. Ayrıca o devirde Osmanlıya kök söktüren Kavalalı ailesinin kadınlarına, otoritesiyle elpençe durduran, etek öptürende yine Adile Sultan’ dır.

Kimdir Adile Sultan diye soracak olursanız.
Adile Sultan 1825 yılında, İstanbul'da, Sultan 2. Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan'ın kızı olarak dünyaya geldi. Babası Sultan 2. Mahmut sanatçı kişiliği ile öne çıkmış, özellikle hat ve musiki ile yakından ilgilenmiş bir padişah olarak bilinse de ben tarih kitaplarından onu ıslahatlarıyla ünlü bir padişah olarak hatırlarım.

Sultan İkinci Mahmud, annesi küçük yaşta vefat eden kızı Adile Sultanı, çocukları yaşamayan başkadın Nevfidan Kadına büyütmek üzere verdi. O da Adile Sultanı kendi evladı gibi büyütüp yetiştirdi. Mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Tam anlamıyla harem eğitiminden geçti.
Adile Sultan, evliliğinden sonra Kaptan-ı Derya ve Sadrazam olacak Mehmet Ali Paşa ile evlenmiştir. Çift üç çocuğunu kaybeder, daha sonra Mehmet Ali Paşa ölür, son olarak da genç kızı Hayriye Sultan vefat eder. Ölümlerle sarsılan Adile Sultan yoğun bir kedere gömülür, Nakşibendi tarikatına girer. 1898'de vefat eder. Türbesi İstanbul Eyüp'te, Bostan İskelesi yakınındadır.

Adile Sultan bir şairdir. Sultan özellikle Osmanlı tarihine tuttuğu ışık nedeniyle önemlidir. Çocuklarının ve eşinin arkasından hissettiği hüznü çeşitli şiirlerinde yoğun bir biçimde işlemiştir. Aruzun yanı sıra hece vezniyle (ölçüsü) de şiirler yazmıştır. Şiirlerinde Yunus Emre, Fuzuli ve Şeyh Galip gibi ünlü şairlerin etkisini görmek mümkündür. Şiirleri 1996'da ''Adile Sultan Divanı'' ismiyle yayımlanmıştır. Babası, annesi, kardeşleri ve çevresi hakkında yazdıkları dönemin saray erkanının ve yönetiminin anlaşılmasına yardımcı olur. Bunun dışında Adile Sultan'ın önemli bir vasfı da Osmanlı hanedanından Divan tertip etmiş tek kadın şair olmasıdır. Hayatında bir dönüm noktası teşkil eden kayıplarının etkisini şiirlerinde görmek mümkündür; Adile Sultanın basılmamış olan Divan’ının yazma nüshaları Üniversite ve Topkapı Sarayı Kütüphanelerinde mevcuttur. Atası Kanuni Sultan Süleyman Hanın şiirlerini, Divan-ı Muhibbi adıyla, ilk defa yayınlanmasını sağlamıştır.

Adile Sultan,yetmiş üç sene yaşadı ve bu süre zarfında, İkinci Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, Beşinci Murad ve İkinci Abdülhamid’in saltanatını gördü.
Adile Sultanın bu mısraları Sultan Abdülaziz Hanın intihar etmeyip, öldürüldüğüne dair nice vesika yanısıra kıymetli bir şehadettir.
Nasıl yanmam ki ben oldu olanlar Şah-ı devrana,
Bilinmez oldu hali, kıydılar ol zıll-ı Yezdana.

Cihan matem tutup kan ağlasın Abdülaziz Hana,
Meded Allah mübarek cismi boyandı kızıl kana.

Nasıl hemşiresi bu Adile yanmaz o Hakana,
Ki kıydı bunca zalimler karındaş-ı cihanbana

Rıza virmezdi adl ü şefkati zulm-i müşirana
Bütün nar-ı firakı saldı kalb-i ehl-i imana.
Adile Sultan vefatına kadar bir çok hayırlarda bulunmuş, özellikle evlenecek çiftlere yardım etmiş, fakir fukaraya kol kanat germiştir. Hazine-i Has’tan önemli rakamlarda geliri olan Adile Sultan, tüm mirasını hayra dağıtmıştır. 1899’da kız okulu olması isteği ile Milli Eğitim’e bağışladığı Adile Sultan Sarayı, günümüzde farklı etkinlikler için kullanılmaktadır.
Olcay Koçak tarafından Adile Sultan’ın hayatı kitap haline getirilmiştir.
Lakin Osmanlı Sultanlarının, Selçuklu Melikelerinin hayatının toplandığı bir eser hala günümüzde mevcut değildir.



Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 25 yorum yapılmış )

[ 2008/05/16 15:51 ]
OSMAN sayın altıparmak yazılarınızı takip ettiğimi ve istifade ettiğimi belirtmek isterim.imla hatalarına kafa yoranlar lütfen yazarın ne vermek istediğine odaklanın sizde istifade edersiniz bu köşede güzel okuma ve yazma dersleri verilmiyor.. şanlıurfa suruç mürşitpınar dan osman..
ATAOL [ 2008/04/16 11:41 ]
yine yazmak için yazılmış milyonlarca yazılardan biri daha... Belki insanların beyinlerinde yeni bir ışık yakacak yazı yazarsınız umarım.
cihanmert [ 2008/04/13 18:10 ]
nadide seni perihan maden ekolünün en önemli temsilcisi olark görüyorum. tabi şu copy paste olayını bir tarafa bırakırsan daha iyi olur, yazının herhangibir bölümünü alıp google ye yapıştırıp arattığında yazınla ilgili ipuçları ortaya çıkıyor.
KEMANKEŞ [ 2008/04/10 12:01 ]
Erol beye;
Sorun yok Erol bey rahat olun, bu tartışma ortamı bizimle birlikte bu yazıyı ve yorumları okuyan insanlara da bir şeyler kattı sanırım... Sağlıcakla kalın
erol44 [ 2008/04/10 09:41 ]
Sevgili Kemankeş; yazdıklarının özellikle dilin değişimi ile ilgili bölümlerine yürekten katılıyorum. Maalesef Cumhuriyet kurulalı bir asır dahi olmadan Türkçede eser kalmadı. Bildiğiniz gibi toplumun ve o toplumun kültürü hakkında en gerçekçi bilgiler veren sosyal kurum dildir. Türkler batıya açılmaları ve yeni ülkeleri feth etmeleri sonucunda oraların kültürü ve dilinden etkilenmiştir. Özellikle sizinde dediğiniz gibi İslam’dan sonra da Arapçadan. Hızla büyüyen bu devletlerde anlaşmada ve düşünmede farklılıklar olunca biliyorsunuz Türkçenin korunması için emirler çıkartılmış. Halka özellikle Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugati’t Türk oluşturulmuş ve bu dil Araplara Türkçeyi öğreten bir dilbilgisi olduğu gibi sözlükte olmuştur. Maalesef Türk Dili Osmanlı Saltanatı döneminde resmen katledilerek sizinde dediğiniz gibi halkın anlamadığı ve sadece saraylıların bildiği bir dil geliştirilmiş, ve o dil gibi düşünen yöneticiler çıkmış bu da halı anlamayan, onu hissetmeyen yani halktan kopuk bir yönetimin gelişmesine sebep olmuştur. Burada birleştirici tek unsur din di. Başka hiçbir bağ yoktu saraylı ile halk arasında.. ve buda zaten Osmanlının sonun hazırlayan en büyük etkendi. Keza öylede oldu. Bakın Wilhelm won Humboldt “Ulusun gerçek yurdu onun dilidir.Dil ulusal dileği belirten güçlü bir varlıktır. Ulusal dil yok olunca ulusal duyguda çok geçmeden yitirile bilir. İşte dün Osmanlıdaki örneği, bugün de Cumhuriyet Türkiye’sindeki durumu.Hızla gelişen teknoloji ürünlerinden bilgisayar terimleri artmakta. Dilimize İngilizceden giren computer olarak giren sözcük, önceleri kompüter, kompütör gibi değişik biçimlerde söylenip yazılmış, hatta bir ara Almancadan çevirme olan “elektronik beyin” denmiştir. Ama sağ olsun bir bilim adamımız bilgisayar terimini bulmuşta kullanıyoruz. Ama buna rağmen hala computer diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Sadece o mu fast food, T-shirt, stand.up, talk show, play-bak vs.vs kullanılıyor.=======
erol44 [ 2008/04/10 09:40 ]
Yazının devamı 2.....
M.Kemal Atatürk “Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyundurluğundan kurtarmalıdır.” Demiş. Evet bir ulusun kültürünü her yönüyle yansıtan anadili, aynı zamanda o ulusun var olmasını sağlayan ana öğelerden biridir. Binlerce yıldır yaşamını sürdüren zengin ve güçlü anadilimize özen göstermek, yozlaşmasını önleyerek gelişmesine katkıda bulunmak hepimizin ana görevi ve hedefi olmalıdır. Saygılarımla. Kemankeş sizi üzdüysem özür dilerim.
erol44 [ 2008/04/10 09:39 ]
Yazının devamı 2.....
M.Kemal Atatürk “Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyundurluğundan kurtarmalıdır.” Demiş. Evet bir ulusun kültürünü her yönüyle yansıtan anadili, aynı zamanda o ulusun var olmasını sağlayan ana öğelerden biridir. Binlerce yıldır yaşamını sürdüren zengin ve güçlü anadilimize özen göstermek, yozlaşmasını önleyerek gelişmesine katkıda bulunmak hepimizin ana görevi ve hedefi olmalıdır. Saygılarımla. Kemankeş sizi üzdüysem özür dilerim.
KEMANKEŞ [ 2008/04/09 23:12 ]
Esra hanım;
Dikkat edin yorumunuzda olumsuzluk belirmişsiniz... Bilmem anlatabildim. Tespiniz güzel tebrikler Türkçeyi, gerçekten kullanmaya çalışan ve takip eden birisiniz diye düşünüyorum. düşüncesine katılmadığınız birinin mahlasını bölüp parçalarak bir anlam çıkarmaya çalşmıyorsunuz.
KEMANKEŞ [ 2008/04/09 23:07 ]
Erol bey;
Osmanlı imparatorluğu Türk, Kürt, Arap, laz, Ermeni, Rum, Çerkez, Tatar vs.bir çok milleti egemenliği altın da barındıran bir imparatorluktu.Dolayısıyle imparatorluk dili de Ağırlık lı olarak Arapça ve Farsçadan olmak üzere bu milletlerin dilinden etkilenen Osmanlıca idi. Siz kabul etmek istemeseniz de farsça kelimelerde osmanlıcanın bir parçası haline gelmişti. Keliemelere arı bir türk milleyetçiliği çerçevesinde anlamlar yüklemeye çalışmanızın anlamı yok. Bırakın oldukları gibi kalsınlar. Madem Benim kullandığım mahlasdan buraya geldik, Kemankeş osmanlıcanın bir parçası olan farsça bir kelimedir. Günümüzde de okçuluk sporu ile uğraşanlar kemankeş.com adlı bir sitede bir araya gelmektedir. Ben Nadide hanımın yazısını yorumladım, yorumlarımda gördüğümü yazdım, kendisini pohpohlamadım. Görüşlerime katılmayabilirsiniz ve bunu da yazabilirsiniz. Ama mahlas olarak kullanılan kelimeye yok keman yok keş gibi ayrıştırmalar yaparak anlamlar yazma içinde olmak sizin yorum yapmak yada düşüncelerinizi aktarmak konusundaki aczi yetinizi gösteriri. Güneş balçıkla sıvanmaz Erol bey, siz kelimeleri yok sayamazsınız. Son iki saatinize bir bakın Allah aşkına okuduklarınız ve konuştuklarınız da kaç tane yabancı kelime var? Bu yazıyı okuduğunuz İNTERNET kelimesi ne kadar Türkçe. Siz çevrenizde faks cihazı yerine BELGEGEÇER kelimesi kullanan kaç kişiyi sayabilirsiniz? Yada siz TDK belirlediği bu Türkçe kelimeyi kullanıyor musunuz ? Eğer becerebiliyorsanız düşüncelerimi yorumlayın bu benim ufkumu genişletir, ama yok yapamıyorsanız sadece okuyun kelimeleri bölüp parçalayarak yada yok sayarak bir yere varamassınız. Nadide hanımı tanıdığınızı düşünüyorum, bence bırakın bu yorumlar çerçevesinde kendisini geliştirsin sadece iyi yönleri görerek onu köreltirsiniz, objektif olursanız ufkunu açmasına yardımcı olursunuz. Nadide hanımdan ricam bir dahaki yazısında Kemankeş kelimesine bir parağraf ayırsında birde ondan dinleyelim. İyi günler
erol44 [ 2008/04/09 18:13 ]
Şimdi kendinizde tasdiklediniz.. sonuçta osmanlı dilinde kemankeş olabilir. ama türkçe bir kelime değil. sağol tasdiklediğin için bugünün saraylısı.. sağlıcakla kal...
KEMANKEŞ [ 2008/04/09 17:46 ]
Erol Beye:
Benim mahlasıma madem bu kadar taktınız, bari bir takım anlamlar yüklemeye çalışmak yerine aşağıdaki kaynaklara bir bakın:
Kaynak 1:
http://www.osmanlicaturkce.com/?k =kemanke%FE&t=@
Keman-keş Farsça
Keman çalan.
Ok atmakta usta olan. Yay çeken
Sanırım Nadide hanımı yakından tanıyorsunuz.Bence objektif olmanız kendisine daha fazla yarar sağlar bırakın eğer savunma ihtiyacı varsa bunu kendisi yapsın.

KEMANKEŞ [ 2008/04/09 16:49 ]
Erol Beyin Dikkatine ;
1- Fazla söze hacet yok Osmanlıcanın tarifi Wikipedia da aşaıdaki gibidir.

Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi (عثمانليجة ya da لسان عثمانى, Lisan-ı Osmani), Osmanlı Devleti döneminde kullanılan Türkçe yazı diline verilen addır. Arap alfabesi'nin Farsça ve Türkçe'ye uyarlanmış bir biçimi ile yazılır (bknz:Osmanlıca harfler).

Osmanlı yönetici sınıfının ve eğitimli seçkinlerin kullandığı bir yazışma ve edebiyat dili olan Osmanlıca, günlük hayatta konuşulan bir dil olmamıştır. En belirgin özelliği, Türkçe cümle altyapısı üzerinde, İslam dünyasının klasik kültür dilleri olan Arapça ve Farsça'yı serbestçe kullanma imkânı tanımasıdır. Günlük dilden farklı ve karmaşık kuralları olan bu dili ustalıkla yazma becerisine inşa adı verilir. Bu beceri uzun bir eğitim süreci ile kazanılırdı.


erol44 [ 2008/04/09 09:39 ]
Sevgili Kemankeş yada gerçek ve tam karşılığı olan Kerma'nkeş mi demeliyim.... evet doğru yine de tekniğinizi göstermişsiniz ama unutmayın kemankeş (kerma'nkeş) öyle sizin dediğiniz gibi eski türkçe yada osmanlıca bir kelime değildir. tamamen fars dilinde hala kullanılan ve mecazi anlamda kullanılan bir kelime. özellikle günümüz türkçesinde ise ancak sizin gibi (!) çok tekniği kuvvetli ve aşağıda kullandığım özelliklere sahip kişiler kullanır. ve inanın ki şimdi gördüm gülmekten patladım. zira çok komik oldum.. ok atan.
ama bence biraz halkın ağzıyla konuşun.. bu kelime bilimsel olrak fasça kerma'nkeş olsa da bize ait olan birşey değil ha şimdi gelelim eski türkçemizde ok atan nişancı ne manaya geliyor evet doğr dersiniz bilgilenmeden gerçektende fikir üretiyoruz. ve hala sizin gibi fars ve benzeri kültürü içimize sokmaya çalışan bir sürü insan var.. anadolu selçuklu döneminde dahi kullanılan ve ok atan nişancı kelimesinin TÜRKÇE TAM KARŞILIĞI ''MENGEN'' anlaşıldı mı bay kemankeş (kerma'nkeş) yine de Allah Tekniğinizi arttırsın..
esra [ 2008/04/08 15:48 ]
ofcourse isimli vatandaş. derim ki size, önce türkçe'yi iyi öğrenip sonra ingilizce isminizle yorum yazsaydınız.''desdek'' değil ''destek''; ''herkez'' değil, ''herkes'' olacaktı. vs vs
esra [ 2008/04/08 14:40 ]
imla hatalarınız ve kelime yanlışlarınız var. dikkat etmeniz dileğiyle..
ofcourse [ 2008/04/06 02:43 ]
öncelikle bu cesareti göstermiş olmasından dolayı nadide hanımı tebrik etmek gerekir herkezin yapamadığını yapmış ve kulturunu okurlara aktarmak istiyor ama bizim bazı kendini bilmez basit insanlarımız desdek olacakları yerde köstek olmak istiyorlar siz aldırmayın nadide hanım bildiklerinizi öğrendiklerinizi ve okuduklarınızı bizimle payulaşmaya devam edin cesaretleri varsa kendileri çıksınlar ve görelim GİRİŞ,GELİŞME,VE SONUÇ nasıl oluyormuş
KEMANKEŞ [ 2008/04/04 11:58 ]
Öznur Hanım,
Muhakkakki önemli olan verilmek istenen konu ve yazını içeriğidir. Ama siz ne kadar çok kıymetli bir bilgiyi yazarsanız yazın, uygun bir dille ve teknikle aktarmassanız iletmek istedikleriniz hedefine ulaşmaz.
Selametle ....
KEMANKEŞ [ 2008/04/04 11:55 ]
Sayın Erol 44 ,
''Millet olarak o halde geldik bilgilenmeden üretir hale geldik '' Sözünüze kessinlikle katılıyorum. Benimle ilgili yorumunuzda bu çok açık görülüyor. Siz anlamını bilmediğiniz bir kelimeyle ilgili bir sözlüğe bile bakma zahmetine katlanmadan kelimeyi iki ye bölmüşsünüz ve bir anlam çıkarmışsınız. KEMANKEŞ: Osmanlıca bir kelimedir ve ''ok atan'' anlamındadır. Edebiyatta Mahlas bir gelenektir ve bir anlamı vardır. Tarihte Padişahlarımız bile şiirlerinin altında mahlaslar kullanmışlarıdır Ör: Avni gibi. Sözcükleri bölerek anlam çıkarmaya çalışmak yerine birTürkçe ve birde Osmanlıca sözlük edinmek sizin için faydalı olacaktır.Ayrıca Nadide hanım yada Nadide hanım gibi çaşılşamaları olan insanların önünde durmak gibi bir niyetim de yok. Nasılki o düşüncelerini yazıyorsa bende düşüncelerimi yazıyorum. Yorum yada eleştiri sadece pozitif yönleri görmek değildir. Bu tür pohpohlamalar yazarı köreltir ve ufkunu daraltır. Benim yorumumu dikkatlice okuma zahmetine katlanırsanız hemde eleştiri ve olması gereken yerde övgü görebilirsiniz, tabi bu derinliğe sahipseniz. Ama lütfen bir türkçe ve osmanlıca sözlük edinin hatta bu yazıyı okuduğunuz internette bile çok rahat bulabilirsiniz.Yavaş yavaş bir tartışma ortamı oluştuğunu görüyorum. Nadide hanımın vesile olduğu bu ortama katkılarınızı bekliyorum.Selametle.....

Öznur [ 2008/04/04 11:20 ]
Nadide hanım;
değerli, kıymetli bilgilerinizi biz okuyucularla paylaştığınız ve bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkürler.biz okuyucalar için önemli olan yazının içeriğinde ki verilmek istenen bilgidir
ÖZNUR [ 2008/04/04 10:36 ]
Nadide hanım;
değerli, kıymetli bilgilerinizi biz okuyucularla paylaştığınız ve bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkürler.biz okuyucalar için önemli olan yazının içeriğinde ki verilmek istenen bilgidir.
ÖZNUR [ 2008/04/04 10:33 ]
Nadide hanım;
değerli, kıymetli bilgilerinizi biz okuyucularla paylaştığınız ve bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkürler.biz okuyucalar için önemli olan yazının içeriğinde ki verilmek istenen bilgidir.
ÖZNUR [ 2008/04/04 10:32 ]
Nadide hanım;
değerli, kıymetli bilgilerinizi biz okuyucularla paylaştığınız ve bizleri bilgilendirdiğiniz için çok teşekkürler.biz okuyucalar için önemli olan yazının içeriğinde ki verilmek istenen bilgidir.
erol44 [ 2008/04/03 16:54 ]
Sözüm KEMANKEŞ'e öncelikle zaten seçmiş olduğunuz rumuzla kötümser, karamsar, bedbin, isyankar ve uyumsuz bir kişilik imajı verdiğinizi hemen belirtmeliyim... özellikle kaman ile keşi birleştiren bir kişinin melankolik olmaması imkansız.. melankolik olmanızda yukarıda belirttiğim kişiliği ortaya çıkartıyor... o yüzden eleştirilerin sınırlarını mutlaka bilelim...zaten millek olarak öyle bir hale geldik ki bilgilenmeden fikir üretir olduk... işte en güzel örneği...Evet hayat çok kısa onun için insanların azimlerinin önünde bu şekilde durmak ne size yakışır (!) ne de bize...bay teknik kapasite....sağlıcakla....Allah Tekniğinizi Artırsın...
KEMANKEŞ [ 2008/04/02 17:00 ]
Aman Allah'ım yine bir kompozisyon felaketi ile karşı karşıyayız. Yazınızda okuyucuya tarihi bir şahsiyeti tanıtmayı amaç edinmişsiniz. Konunuz her ne kadar biraz feminizm koksada bizi kısa bir sürede olsa tarih sayfaları arasında dolaştırdığı için güzel .
Güzel bir konu seçimine rağmen, yazınızdaki kompozisyonunuz tam bir felaket. İlk dört parağrafta sadece tarih okumakla duyduğunuz heyecanı ve küçük yaşlardan beri düğünlerle ilgili gözlemlerinizi aktarmaktasınız ve ancak beşinci parağrafta anlatmak istediğiniz konuya girmektesiniz. Hani ortaokul - lise yıllarında türkçe ve edebiyat derslerinde kompozisyonla ilgili öğrendiğimiz genel ve değişmez bir konu vardı hatırlarmısınız ? Giriş- Gelişme- Sonuç. Malesef yazınızda giriş dört paragrafa yayılmış ve ortaya bir hilkat garibesi çıkmış, sonuca gelince ben çok aradım ama bir türlü sonuç cümlesini bulamadım. Yazınızdaki ilk iki parağrafın harmanlanması ile ortaya çıkcak paragraf harika bir giriş olurdu. Üç ve dördüncü paragraflarda ifade etmek istediklerinizi de buraya bir yada iki cümle ile dahil edebilirdiniz. Girişi bu kadar uzatıp insanın zihnini yorarak ve acaba ne demek istiyor müellif diyerek tam umudu keceği anda, konuyu görüp okumaya devam ediyor okuyucu tabi yorgun ve bulanık bir zihinle. Ben yazınızda anlatmak istediklerinizi sade bir şekilde anlatmaktan ziyade sayfa doldurma endişesi gördüm. Yazarlık bir konuyla ilgili sayfa doldurmak için uzun uzun cümleler yazmak değildir Nadide hanım, Bu endişeyi bir kenara bırakarak ve kompozisyon bilgilerinizi yeniden gözden geçirip, eksiklerinizi gidererek çok daha iyi yazılar ortaya çıkarabileceğinizi düşünüyorum. Ama şu anki emeklemelerinizin adımlara dönüşebilmesi için daha çok zamana, birikime ve teknik bilgiye ihtiyacınız var.Unutmayın Nadide hanım hayat çok kısa, geriye bir şeyler bırakmak istiyorsanız biraz acele edin.YAZARLIK TARİH KİTABINDAN BİR SAYFAYI KÖŞENİZE AKTARARAK OLMAZ.
erol44 [ 2008/04/02 12:50 ]
Sevgili Nadide Hanım

Çok güzel ve özel bir köşe hazırlamışsınız...Gerçektende kadınlar gerek Türk tarihinde ve gerekse İslam tarihinde emsaline çok az raslanır kahramanlıklara sahne olmuştur. Beni heyecanlandıran bir olaydan bahsederek yazınıza katkı sağlamak istiyorum...1071 Malazgirt Savaşıyla birlikte Anadolunun kasının kilidi açıldı ve 1176 yılında ise Miryakefalon Savaşıyla da Anadolunun tapusunun alındığı bilinen bir gerçek...İşte bu savaşta son bir defa Haçlı Ordusu Türkleri Anadoludan tamamen yok etmek için toplanmış ve II.Kılıçaslan komutasında ki orduyla karşılaşmadan önce o zaman Miryakefalon bölgesinde ki halk bu orduyu hiç silahı olmadığı halde ellerine ne geçmişse karşılamış ve büyük bir cesaret örneği göstererk bu orduyu orada durdurmuştur.. İşte bu tüm genç ve yaşlı erkellerin ellerine ne buldularsa alarak karşı koydukları bu ordunun askerleri ve atları zırhlı olduğundan yeterince etkili olunamıyordu... işte bunu gören yöre halkı kadınlarımız (Allah hepsinden razı olsun) onların atlarının ayaklarının altına kendileri atmak suretiyle haçlı askerlerinin attan düşmelerini sağlıyor ve erkekleride daha rahat mücadele ediyorlardı...bu konu aslında çok geniş ve Nadide hanım... çok duygulanmışımdır... sadece oradamı işte yakın tarihimizde....Neler neler... evet her türlü güzel övgüye layık kadınlarımız inanınki bu günde varlar... hiçbir idolojiye kapılmadan, siyasi parti ve derneğe üye olmadan tek başlarına sadece Allah ve Resulünün rızası için mücadele eden ve edecek kadınlarımız bugünde varlar...Allah onları ve sizleri başımızdan eksik etmesin....

Nadide hanım bir de sizden ricam Makalenizde belirttiğiniz Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman'ın o nadide eşi Hürrem Sultanın kızı Mirhimah Sultanı işlerseniz çok memnun olurum...Zira bizlerin Mihrimah Sultanı mutlak tanımalı ve anlamalıyız...Helede Mimar Sinanın durumu....

Sağlıcakla ve esenlikle kalın.

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2008.12.15 -  Yapboz
 2008.11.09 -  MUSTAFA
 2008.04.02 -  Adile Sultan
 2008.03.11 -  ASIM'IN NESLİ ve 120
 2008.02.13 -  Belediye Mevlana’yı tam anlatabildi mi?
 2008.02.05 -  Reklamcılar Sonunda Haber Oldu
 2008.01.29 -  2016 yılında Türkiye Süper Güç olacak
 2008.01.08 -  Kadınların gerçek dünyası üzerine bilinmeyenler
 2007.12.18 -  Konya’yı Değiştiren Adam
 2007.12.06 -  Fincan ve Kahve
 2007.11.27 -  Hollywood ve Türkler
 2007.07.24 -  Ulvi olan sükuttur, gayrisi zaaftır…
 2007.07.18 -  AKP- DP ve rakamsal gerçekler
 2007.07.02 -  Seçim ve Propaganda
 2007.05.10 -  Cumhura rağmen AKP CHP çıkmazı!
 2007.03.21 -  Er kişi niyetine !!!
 2007.01.30 -  Usul usul ve İstanbul - Musul
 2007.01.05 -  Keklik, Kahır ve Saddam!
 2006.12.29 -  BAYRAM ve CHRİSMİS
 2006.12.22 -  DERLEME
 2006.11.29 -  SALI 20:30 KINALI KUZULAR
 2006.10.18 -  KORKU VE CESARET
 2006.09.26 -  Kaldığımız yerden devam
 2006.08.09 -  Tatil dediğin böyle olur …
 2006.07.13 -  Çağın Dede Korkut'una
 2006.07.05 -  Kimin umurunda?
 2006.06.22 -  4. Türkçe Olimpiyatı’nın ardından ...
 2006.06.08 -  BİZ TÜRKLER
 2006.06.02 -  Fare Öyküsü ...
 2006.05.25 -  Üstad
 2006.05.18 -  Yorum Sizin! ...
 2006.05.08 -  Öyle bir lider ki...
 2006.04.26 -  Terazinin Bir Kefesinde Tesettür Bir Kefesinde Mayo
 2006.04.20 -  Kutlu Doğumun ardından ....
 2006.04.05 -  Ne günlere kaldık!
 2006.03.22 -  18 Mart bu yıl farklıydı....
 2006.03.15 -  Geliyoooor geliyor! İthal doktor Geliyoor!
 2006.03.07 -  ‘Medeniyet’ dediğin tek dişi kalmış canavar!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com