:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Kölenin öyküsü 
Mert Aslan   ( altar42@hotmail.com )



O, önceleri ormanın bir köşesinde, kendi türünden varlıklarla birlikte ve çoğunlukla toprağın altındaki kulübelerde yaşıyordu. Sonradan ormanın derinliklerine kaçmıştı. Orada istediği kadar gezebiliyor, bağırarak, çığlıklar atarak istediği kadar koşabiliyor, akşamüstü yüksek bir tepeye oturup bütün görkemiyle günbatımını izliyor, geceleri istediği yerde yatabiliyor ve sabah olduğunda istediği akarsuda yüzünü yıkayabiliyordu. Sabah uyandığında güneşin doğunun ufuklarını kaplayan sarp dağların üzerinden yükselişini görmek, kuşların müzikalini dinlemek, etrafında börtü-böceğin dolaştıklarını görmek muhteşem oluyordu. Acıktığı vakit, hoşuna giden hayvanlardan birini avlıyor, kendi tarzına göre pişirip yiyor ve susadığında hoşuna giden bir dereden kana kana içerek susuzluğunu gideriyordu.

Kısacası, o günler çok güzeldi. Doğrusu, o da böylesine özgür ve bağımsız yaşamaktan oldukça memnundu; ancak ortada küçük bir sorun vardı: Hoşuna gittiği halde hiçbir zaman yaşadığı bu özgür güzel günlerin değerini bilmedi. Çünkü tutsaklığı hiç tatmamıştı.

Bir gün yaşadığı hayattan artık sıkıldığını hissetti ve kabilesine dönmeye karar verdi. Çok geçmeden döndü ve arkadaşları ile birlikte yaşamaya başladı. Ne de olsa bu bir topluluktu ve her topluluk gibi kendine özgü belirli yasalardan oluşan bir düzeni vardı. Zamanla, bu ortak yaşama alışmaya başlamıştı bile.

Derken, kendi türünden bir dişiye ilgi duymaya başladı. İçinden gelen garip bir zorlamayla, ona sarılmak ve öylece kalmak gibi sürükleyici istekleri oluyordu artık. Üstelik o da aynı şeyleri hissettiğini söylemişti.
Bunu duyan herkes onlara artık birbirlerine zincirlenmeleri gerektiğini söylemeye başladı. Meğer topluluğun yasası buymuş. Zaten günlerinin büyük bölümünü birlikte geçirmekten memnun oldukları için bu yasayı severek kabul ettiler. Kabilenin yasalarına göre, zincirlendikten sonra toprağın altında bir kulübeye yerleşmeleri ve orada sadece bütün günlerini değil, aynı zamanda sahip oldukları her şeyi paylaşmaları zorunlu hale geliyordu.

Söylenilenleri yaptılar ve birlikte toprağın altındaki boş kulübelerden birine yerleştiler. Bunu büyük bir zevk ve yemyeşil umutlarla yaptılar. Birlikte vakit geçirmek, birbirlerine dokunmak ve birbirlerine sarılıp uyumak onlara büyük bir doyum ve mutluluk veriyordu. Dolayısıyla, toprağın altındaki loş bir kulübede de olsa, birlikte yaşamak çok hoştu.

Aylar birbirini hızla kovalıyordu.

Günün birinde kahramanımız yaşadığı hayat ve yanı başında kendisine tutunarak yaşayan kişi ile ilgili olarak yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu hissine kapılmaya başladı. Serinkanlılıkla düşündükçe, o güne dek yaşamakta olduğu, ancak gittikçe solgunlaşan heyecanların yerini, içinde gittikçe kabaran birtakım korkular ve endişelerin ürkütücü dev dalgaları kaplamaya başlamıştı.

Bir sabah uyandığında, uzun zamandır yaşadığı bu yerin aslında bir tür “hapishane” olduğunu fark etti ve o an iliklerine kadar ürperdi. Artık, zamanının çoğunu başını avuçlarının arasına alıp durumunu düşünmekle geçiriyordu. Her ne kadar başlangıçta buraya girmekte kendisinin de gönüllü olduğunu kabul etse de, bütün bunların, yanındaki kişinin de bilerek dahil olduğu bilinçli bir planın bir parçası olduğuna inanmaya başlıyor ve düşündükçe korku ve nefretle doluyordu. Mutlu olabilmek için, bir şekilde bu hapishaneden kurtulması ve tekrar ormana dönmesi gerekiyordu; ama nasıl olacaktı? Zira içine kapatıldığı yeraltı kulübesinin duvarları çok kalın ve sağlamdı; duvarlar adeta sessizlikle örülmüştü. Alnına ağrılar girinceye kadar düşündü. Etrafında kendisiyle aynı koşullar altında yaşayan birçok hemcinsinin bulunduğunu duymuştu. Bir süre onların durumunu anlamaya çalıştı ve sonunda onları üç farklı gruba ayırdı:

Onlardan bir kısmı, müebbet hapse mahkum edilmiş birer mahkum olduklarının zaten hiçbir zaman farkına varmamışlardı.
İkinci grupta yer alanlar, hapishanede olduklarının farkına varmış, ancak kurtulmak için herhangi bir çaba harcamıyor veya dışarıya, günışığına doğru bir eylem yapmaktan korkuyorlardı. Çünkü daha önce firar edenlerin yakalanarak geri getirildiğini ve şiddetle cezalandırıldıklarını çok iyi biliyorlardı.
Üçüncü grupta yer alanlar ise, tıpkı ikinci gruptakiler gibi, hapishanede olduklarını anlayan ve fakat oradan kurtulmak için tünel kazmak da dahil olmak üzere, her yolu denemeye cesaretle çabalayan kişilerdi.
Kahramanımız kendisini ikinci grupta konuşlandırmıştı bile. Kendi kendine şöyle diyordu:

“Asıl önemli olan ikinci aşamadır. Kişi hapishanede olduğunu anladığı vakit, üzerine güneşin doğduğu cıvıl cıvıl, rengarenk ve alabildiğine özgürce yaşanacak o düşsel ormana yeniden dönünceye dek, mutsuzluğu ve firari duyguları boy atacak ve dur durak bilmeden sürüp gidecektir…”

Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 1 yorum yapılmış )

fuat [ 2008/05/06 16:50 ]
güzel şeylerin değeri ne yazık ki kaybedilince anlaşılıyor keşke sahip olduğumuz değerlere sıkı bir şekilde sahip çıksak

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.16 -  Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
 2009.02.10 -  Kadının Mahremiyet Evi
 2009.02.02 -  Öğrenmenin dayanılmaz tadı
 2009.01.26 -  Hadis tercümesinde taşralı ağzı
 2009.01.17 -  Bilin bakalım! Erkekler insan mıdır, bankomat mıdır?
 2009.01.12 -  Ergenekon dalgalarında kısa bir sörf
 2009.01.05 -  Kadınlar iletişim beceriksizi mi yoksa?
 2008.12.29 -  Cennetin ve cehennemin fragmanları
 2008.12.23 -  Anti-depresif öneriler
 2008.12.16 -  Sen olmazsan cennet solmaz mı?
 2008.12.07 -  İyilik ve kötülüğün kimyası
 2008.12.01 -  Allah sevgisinde kıskançtır
 2008.11.24 -  Yazma yetisi üzerine iki çift söz
 2008.11.16 -  Anneler ve sevgililer
 2008.11.11 -  Sırlar harikadır. Ta ki yakalanıncaya kadar…
 2008.11.03 -  Geğiren tanrıçalar
 2008.10.27 -  Masumiyet insana en çok yakışandır
 2008.10.20 -  Demirel: Eski Siyasetin Büyük Mavrası…
 2008.10.13 -  Aldatan Erkeklere Kuşbakışı
 2008.10.08 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.09.29 -  Kadınlık nelere kadirdir!
 2008.09.22 -  İnsanlardan uzaklaştıkça Tanrı’ya mı yaklaşıyoruz?
 2008.09.15 -  Tesettür Kutsal kitabın ne tarafındadır?
 2008.09.08 -  Kutsal gerdek
 2008.09.01 -  Allah’ı Sevme Sanatı
 2008.08.25 -  Hıristiyan Mü’minler
 2008.08.17 -  Tutsaklığı sevmek
 2008.08.10 -  Dilek Tepesi
 2008.07.27 -  Bir çiçekle de bahar olurmuş
 2008.07.15 -  Dante Beatrice’e kavuşsaydı…
 2008.07.07 -  NLP’den ışıltılı kareler (2)
 2008.06.30 -  Karanlık mağaraların zavallı yarasaları
 2008.06.23 -  NLP'den ışıltılı kareler (1)
 2008.06.14 -  Cennette kadın figürü
 2008.06.08 -  "Yürek Acısı"
 2008.06.02 -  Erkeği tutmak kolay mı sanırsınız?
 2008.05.24 -  Her ölüm vakitsizdir
 2008.05.14 -  Reinkarnasyon
 2008.05.05 -  Kölenin öyküsü
 2008.04.28 -  İlahiyatçılar Hz.Muhammed'ten daha mı iyi biliyor?
 2008.04.21 -  Kadınlar cennetine hoşgeldiniz!
 2008.04.15 -   Biraz daha episteme,biraz daha özlem...
 2008.04.07 -  Bir kibir abidesine
 2008.03.31 -  Kadınlar erkekten ne duymak ister?
 2008.03.24 -  Repertuarımdaki üç kırık hayat
 2008.03.16 -  Kadınlarla hala tartışıyor musunuz?
 2008.03.10 -  Yoksa bu bir rüya mıydı?
 2008.03.02 -  Kadınlar ve tapınaklar
 2008.02.24 -  Hiç kimsenin kadınları
 2008.02.17 -  Ölüden isteme ile diriden istemenin farkını rica edeyim
 2008.02.12 -  Tanrı'nın yeryüzündeki başyapıtı üzerine
 2008.02.05 -  Sıradan ve yüce, yakışıklı ve bayağı
 2008.01.28 -  İdeolojik ve toplumsal baskıya karşı bireysellik
 2008.01.24 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.01.21 -  Nietzsche, Marks veya Tanrı’ya Küsmek
 2008.01.14 -  Yoksa bu fakiri aşktan bihaber mi sanırsınız?
 2008.01.07 -  Kadınınıza yüreğinizle dokundunuz mu hiç?
 2007.12.31 -  Dört Kitaba Sığmazsan, Sen Ne İşe Yararsın?!
 2007.12.24 -  Kadınların Gizli Dünyası Üzerine
 2007.12.16 -  Sosyal Demokratların Reel Politik Dramı
 2007.12.10 -  “En yakın dostum katilim olur mu?”
 2007.12.03 -  İnin O Şatodan Aşağıya!
 2007.11.26 -  “Çift Gerektirmeli Bir Tanrısal Adalet Sarmalı” -Özeleştirel bir yaklaşım-
 2007.11.18 -  Müslümana Sopa Caiz midir?
 2007.11.11 -  Sevgili Erkekler! Türk Kadınları Size Hiç Bakmıyor mu?
 2007.11.05 -   “Hz. Muhammed ve etkin dinleme sanatı”
 2007.10.29 -  Kahrolsun PKK veya kötü reklam yoktur
 2007.10.22 -  Barda oturan adamın düşleri
 2007.10.15 -  “Feminizm gerçekten feminin (dişil) bir akım mıdır?”
 2007.10.08 -   “Model Türkiye’yi görmek ya da görmemek”
 2007.10.01 -  “Aldatılan Adamın Komedyası”
 2007.09.24 -  Kadınların cebi neden yoktur
 2007.09.20 -  Benim adım aşk
 2007.09.17 -  Herkese merhaba!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com