:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Dante Beatrice’e kavuşsaydı… 
Mert Aslan   ( altar42@hotmail.com )

Aramızda ünlü İtalyan yazarı Dante’yi tanımayan birinin olduğunu sanmıyorum. Dante’nin en ünlü kitabı, “İlahi Komedya”dır. Kitabının bir cildinde cehennemin katlarını ve her bir katta bulunan kimselerle birlikte başlarına gelen tanrısal (g)azabı anlatır. Dahası, hızını alamaz ve hangi ölçüte göre değerlendirilirse değerlendirilsin yeryüzünde geçmiş ve gelecek bütün insanların en seçkini olmayı bizzat davranışları ile hak eden Güllerin Efendisi’ni de cehennemin alt katlarından birine atar kendince.

Dante’nin, tüm yapıtlarını bir bayandan aldığı esinle üretmiş olduğu bilinmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, hiç kimse insanlığın dikkatini çekecek kadar ihtişamlı tüm sanat yapıtlarına kadınlardan alınan bir parça esinin kaynaklık ettiğini inkar etmeye cüret etmemelidir.

Öte yandan, insanlar sürekli yanı başlarında ya da gözlerinin önünde olan şeyleri, başka bir deyişle, sahip oldukları şeyleri birer “nimet” olmaktan ziyade “hak” olarak algılama eğilimindedirler. Onlar için şükretmeyi unutur veya pek gerekli görmezler. Onlara baktıkları sırada gözlerinde kıskanılacak derecede değerli bir varlıklarına bakarken istem dışı kısılan gözlerin içine oturuveren keskin tamah ve hırstan neredeyse hiç eser kalmamıştır. Tersine, onlara herhangi bir demirbaş eşyaya baktıkları gibi ifadesiz gözlerle bakarlar hep. “Senin varlığın ya da yokluğun benim için bir etken değildir” der gibi bir halleri vardır. Aslına bakarsanız, bu yalın bir fizik yasasının tipik dışavurumudur. Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Her şey bir entropiye (düzensizliğe, çöküşe) doğru durmaksızın evrilmektedir. Makro düzeyde evren de sürekli bir entropiye tabi olduğundan, onunla olan ilişkimiz de bir noktada bitecektir. Sonuç olarak karşınızdaki o şey her ne ise, işte bu durum onunla olan ilişkinizin yok olma noktasına gelip dayandığının resmidir. Çökmeden çok önce içi boşal(tıl)mış ilişkiler…

Dante güzel Beatrice’e ölesiye aşık olduğunda, ikisi de henüz küçük birer çocuktu. Dante, bu güzel kızı sadece o dönemde ve sadece birkaç kez görmüştü. Sonrası için, birbirlerine, daha doğrusu Beatrice’in sevgisinden pek emin olmadığımız için, Dante’nin Beatrice’e hiçbir zaman kavuşamadığını söylememiz yeterli olacaktır.

Kimi edebiyat eleştirmenleri, Dante’nin tüm önemli eserlerini hiçbir zaman kavuşamadığı güzel Beatrice’e duyduğu bitimsiz aşkın ilham ışıkları altında yazdığını söylerken, diğer bazıları ona kavuşmuş olsaydı bütün bu muhteşem edebiyat eserlerinin hemen hiçbirinin ortaya çıkmayacağını söylemekte hiç tereddüt etmemişlerdir ve bana göre bu çok etkileyici bir doğrudur. Dante Beatrice’e kavuşsaydı, ona duyduğu aşk entropinin acımasız yasalarına ne kadar dayanabilirdi dersiniz?! Açıkçası, o konuda pek iyimser değilim. En azından, bugün için repertuarımızda yer kaplayan biri haline gelemeyeceğinden emin olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

Aynı şekilde, bizim kültürümüzde benzer hikayeler vardır. Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı gibi. Dikkat edilirse, bizdeki bu aşk öykülerinde de erkekler kadınların peşinden koşmuş, ancak görünüşte hüsrana uğramışlardır. Yine aynı şekilde, kavuşamadıkları kadınları gözlerinde büyüttükçe büyütmüşler, sonuçta ortaya bugün okullarda edebiyat derslerinde bile okutulan görkemli aşk destanları çıkmıştır. Peki bu beyler o kadınları elde etmiş, onlara dokunarak etten kemikten yaratıldıklarını kavramış, onlarla sevişerek tüm gizemlerini keşfetmiş ve burun buruna bir ilişkinin doğal sonucu olarak tüm insani kusurlarını, zaaflarını, türlü eza ve cefalarını görmüş olsalardı, onları yine de bu denli yüceltebilirler miydi? Hiç sanmıyorum. Lütfen kızmayın bana; ama belki de bazıları, kedi köpek gibi birbirlerini kovalayarak, lanetler ve küfürler ederek çok geçmeden ayrılmış olurlardı.

Bir cümleyle toparlamak gerekirse, bu iflah olmaz aşklar gücünü ve enerjisini birbirine kavuşamamanın gizeminden almışlardır. Kavuşma ve halvet vaki olmuş olsaydı, bütün bu destansı anlatıların hiçbirini duyamayacaktık. İnanın ki, bugün evlenen bütün çiftler o destansı aşklarda geçen süper komplimanlardan daha fazlasını yapıyorlar birbirleri için; fakat her ne hikmetse ülkemizde yıllık bazda boşanan çiftlerin sayısı artık yüz bini aşmakta ve bu rakam ikiye katlanarak artma noktasına doğru koşar adımlarla ilerlemektedir.

Aramızda hala aşkın her şeye yettiğini, her şeye kadir olduğunu düşünen saftirik tipler vardır belki. Aşk geçici, hormonal bir rahatsızlıktır. Bir derdinizi anlatmak istediğinizde sizi aktif dinlemeyecek veya anlamayacak, sizi teselli etmek için sarılıp saçlarınızı okşamayacak, teselli edici iki çift söz etmeyecek, herkesi kahkahalarla güldüren bir espiri yaptığınızda mal mal bakıp duracak olan birine aşık olmuş olabilirsiniz. “Kafa dengi”, “maceracı” “birlikte gezilebilir” ve “sohbet edilebilir” olmayan birine kapılmış ve dolayısıyla ömrünüz boyunca sessizliğe gömülme veya inekler gibi sessiz sedasız bakışma riskiyle yüz yüze gelmiş olabilirsiniz. Yıllar sonra geriye dönüp baktığınız zaman, aşık olduğunuz o güne lanet edebilirsiniz!

İlişkide aşk tabii ki çok önemlidir ve bana göre olmazsa olmaz bir koşuldur; ancak diğer taraftan karşınızdaki kişinin birlikte yaşanabilir birinde olması gereken kişisel donanıma da sahip olması gerekir…
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 5 yorum yapılmış )

şule [ 2008/07/17 20:33 ]
Aşkın olup olmadığı tartışılabilir.En azından gerçek bir aşkın varlığını ıspat etmek bu günlerde çok zor olsa da birileri hala aşık olma denemeleri ile meşguller.gücünü yalnızca karşılıklı çarpan iki yürekten aldığı düşünülen aşkın değeri -her ne hikmetse(!)- kişilerin birbirlerine kavuşma faslı gerçekleştikten sonra birden azalıyor. bu da demektir ki aşık olmak için yalnızca iki yüreğin birbiri için çarpması, kişilerin birbirlerine sadakat yeminleri etmesi ve hayatı yalnızca birbirleri için yaşadıklarına kendilerini inandırmaları yetmiyor.. aşk,ilahi bir kaynağa dayandırıldığı ve her şeyin bitti gibi göründüğü bir anda o ilahi varlığın ilişkiye dahil olduğunun hatırlanmasıyla belki ölümsüz kalabilir. Aksi taktirde yanınızda sürekli bulunan,ağzını açmadan ne söyleyeceğini bildiğiniz bir insana yani her şeyiyle ezberinizde bulunan birine uzun vadede aşık kalmak ya da aşık kalacağını düşünmek kanıtlanması zor bir hipotez olmanın ötesine geçemez... Elinize, canınıza sağlık sevgili hocam...
SEDEF [ 2008/07/17 15:37 ]
Tek kelime ile çok güzel bir yazı ve de gerçekçi bi yaklaşım. Kesinlikle katılıyorum.Kaleminize sağlık hocam, kolay gelsin.
kumsal [ 2008/07/16 20:00 ]
bir şeyin hayali ile yaşamak ona kavuşmaktan daha tatlı tezini pnaylamış bulunuyorsunuz Mert Bey.sevgilinin ayak sesleri sevgilinin görüntüsünden temaşasından daha tatlıdır der bir yazarımız da.dokununca kıymetten düşüyor sevgili.her an yanında olmakla hatta.sabah kaklktığımızda güneşin hep doğduğu ve bizim güneşe aşkımızın olmaması gibi oysa onsu zyaşayamayız öyle değil mi?bir gün bizi şaşırtsa da doğmayıverse işte o zaman güneşe aşkımızı anlarız.buda muhtemel bir olgu.sanırım sevgili Mert sonuç itibari ile sevgiliye dokunmadan uzaktan seyrü sefa etmek mi gerek dersin?kim dayanabilir buna tartışılır.dayanamak aşktır belki de...ellerine sağlık yine suya sabuna dokunmadan duygulara dokunmuşsun.
sude [ 2008/07/16 12:25 ]
arkadaşıma katılıyorum. mert beyin eski yazılarını bile tekrar okuyorum bazen.
sevilay [ 2008/07/16 12:20 ]
bir arkadaşım tavsiye etti. farklı bir yaklaşım olmuş ve de bayağı akıcı bir üslup. sizi okumak çok zevkliymiş.

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.16 -  Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
 2009.02.10 -  Kadının Mahremiyet Evi
 2009.02.02 -  Öğrenmenin dayanılmaz tadı
 2009.01.26 -  Hadis tercümesinde taşralı ağzı
 2009.01.17 -  Bilin bakalım! Erkekler insan mıdır, bankomat mıdır?
 2009.01.12 -  Ergenekon dalgalarında kısa bir sörf
 2009.01.05 -  Kadınlar iletişim beceriksizi mi yoksa?
 2008.12.29 -  Cennetin ve cehennemin fragmanları
 2008.12.23 -  Anti-depresif öneriler
 2008.12.16 -  Sen olmazsan cennet solmaz mı?
 2008.12.07 -  İyilik ve kötülüğün kimyası
 2008.12.01 -  Allah sevgisinde kıskançtır
 2008.11.24 -  Yazma yetisi üzerine iki çift söz
 2008.11.16 -  Anneler ve sevgililer
 2008.11.11 -  Sırlar harikadır. Ta ki yakalanıncaya kadar…
 2008.11.03 -  Geğiren tanrıçalar
 2008.10.27 -  Masumiyet insana en çok yakışandır
 2008.10.20 -  Demirel: Eski Siyasetin Büyük Mavrası…
 2008.10.13 -  Aldatan Erkeklere Kuşbakışı
 2008.10.08 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.09.29 -  Kadınlık nelere kadirdir!
 2008.09.22 -  İnsanlardan uzaklaştıkça Tanrı’ya mı yaklaşıyoruz?
 2008.09.15 -  Tesettür Kutsal kitabın ne tarafındadır?
 2008.09.08 -  Kutsal gerdek
 2008.09.01 -  Allah’ı Sevme Sanatı
 2008.08.25 -  Hıristiyan Mü’minler
 2008.08.17 -  Tutsaklığı sevmek
 2008.08.10 -  Dilek Tepesi
 2008.07.27 -  Bir çiçekle de bahar olurmuş
 2008.07.15 -  Dante Beatrice’e kavuşsaydı…
 2008.07.07 -  NLP’den ışıltılı kareler (2)
 2008.06.30 -  Karanlık mağaraların zavallı yarasaları
 2008.06.23 -  NLP'den ışıltılı kareler (1)
 2008.06.14 -  Cennette kadın figürü
 2008.06.08 -  "Yürek Acısı"
 2008.06.02 -  Erkeği tutmak kolay mı sanırsınız?
 2008.05.24 -  Her ölüm vakitsizdir
 2008.05.14 -  Reinkarnasyon
 2008.05.05 -  Kölenin öyküsü
 2008.04.28 -  İlahiyatçılar Hz.Muhammed'ten daha mı iyi biliyor?
 2008.04.21 -  Kadınlar cennetine hoşgeldiniz!
 2008.04.15 -   Biraz daha episteme,biraz daha özlem...
 2008.04.07 -  Bir kibir abidesine
 2008.03.31 -  Kadınlar erkekten ne duymak ister?
 2008.03.24 -  Repertuarımdaki üç kırık hayat
 2008.03.16 -  Kadınlarla hala tartışıyor musunuz?
 2008.03.10 -  Yoksa bu bir rüya mıydı?
 2008.03.02 -  Kadınlar ve tapınaklar
 2008.02.24 -  Hiç kimsenin kadınları
 2008.02.17 -  Ölüden isteme ile diriden istemenin farkını rica edeyim
 2008.02.12 -  Tanrı'nın yeryüzündeki başyapıtı üzerine
 2008.02.05 -  Sıradan ve yüce, yakışıklı ve bayağı
 2008.01.28 -  İdeolojik ve toplumsal baskıya karşı bireysellik
 2008.01.24 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.01.21 -  Nietzsche, Marks veya Tanrı’ya Küsmek
 2008.01.14 -  Yoksa bu fakiri aşktan bihaber mi sanırsınız?
 2008.01.07 -  Kadınınıza yüreğinizle dokundunuz mu hiç?
 2007.12.31 -  Dört Kitaba Sığmazsan, Sen Ne İşe Yararsın?!
 2007.12.24 -  Kadınların Gizli Dünyası Üzerine
 2007.12.16 -  Sosyal Demokratların Reel Politik Dramı
 2007.12.10 -  “En yakın dostum katilim olur mu?”
 2007.12.03 -  İnin O Şatodan Aşağıya!
 2007.11.26 -  “Çift Gerektirmeli Bir Tanrısal Adalet Sarmalı” -Özeleştirel bir yaklaşım-
 2007.11.18 -  Müslümana Sopa Caiz midir?
 2007.11.11 -  Sevgili Erkekler! Türk Kadınları Size Hiç Bakmıyor mu?
 2007.11.05 -   “Hz. Muhammed ve etkin dinleme sanatı”
 2007.10.29 -  Kahrolsun PKK veya kötü reklam yoktur
 2007.10.22 -  Barda oturan adamın düşleri
 2007.10.15 -  “Feminizm gerçekten feminin (dişil) bir akım mıdır?”
 2007.10.08 -   “Model Türkiye’yi görmek ya da görmemek”
 2007.10.01 -  “Aldatılan Adamın Komedyası”
 2007.09.24 -  Kadınların cebi neden yoktur
 2007.09.20 -  Benim adım aşk
 2007.09.17 -  Herkese merhaba!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com