:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Dilek Tepesi 
Mert Aslan   ( altar42@hotmail.com )



Yokuş yukarı kıvrılarak giden parke döşeli sokağın yüz metre kadar ilerisinde sağda bulunan ve belirgin biçimde tarihi dokuya sahip iki katlı bir evin hemen giriş kapısının önündeki birkaç basamaklı merdivenin başında oturmakta olan adamın yapmayı istediği tek şeyin yoldan gelip geçenleri seyrederek vakit geçirmek olduğunu anlamak için ona dikkatle bakmaya gerek yoktu. Yapılı biriydi. Hafif yuvarlak ve fakat oldukça biçimli bir yüzü vardı. Gözleri öylesine ısrarcıydı ki, üzerine düştüğü hiç kimseyi gözden kayboluncaya dek bırakmıyordu. Yapacak başka işi olmayan biri için, bu oldukça anlaşılır bir şeydi.

Şöyle bir kımıldandı. Sol elini altına doğru uzatarak üzerinde oturmakta olduğu minderi ve o arada olasılıkla pantolonu veya iç çamaşırının uzun süredir oturmaktan dolayı kalçasının kaba derisini acıtan dağınık katlarını düzelttikten sonra yorulmuşçasına derinden bir soluk verdi.

Tam o esnada, bakışları sokağın elli metre kadar aşağısında karşı kaldırımdan ağır ağır çıkmakta olan yirmili yaşlarda bir bayana sabitlendi. Düz ve siyah saçlıydı. Tipine ve vücut diline bakılırsa, her yaz mevsiminde kasabayı dolduran Avrupa kökenli turistlerden biri olduğu kolaylıkla söylenebilirdi. Kadınsal gücünün etki alanı ne kadar da genişti! Eğer o anda zifiri karanlıkta ilerliyor olsaydı, onun bir dişi olduğunu anlamak için yalnızca yürüyüşüne bakmak yeterdi. Dizlerinin üstünde biten ve ince vücuduna adamakıllı yapışmış olan elbisesinin varlığı ile yokluğu arasında herhangi bir farktan söz etmek olanaksızdı. Dolayısıyla, tamamen çıplak olması bile daha tahrik edici olmasını sağlayamazdı; ancak o yüksek dereceli kışkırtıcılığın ardında çocuksu bir masumiyetin güçlü izleri okunuyordu. Adamın hizasına geldiğinde, canlı olmaktan başka hiçbir özelliği olmayan herhangi bir nesneye bakarmış gibi anlık bir bakış fırlattı ona ve yüzünü öbür tarafa çevirerek yoluna devam etti.

En uzak yolculuklarımızı olduğumuz yerden ayrılmadan yaptığımız kesinlikle doğrudur. Tahmin edileceği üzere evin öteki yanında kayboluncaya kadar gözlerini ondan bir an bile ayırmamış olan adam, o saniyede kendinden uzaklaştı.

Kahramanımız otuz üç yaşında ve önemli bir kamu kurumunda müdürdü. Makam aracının yanı sıra, görenlerin gıpta ettiği güzel bir de otomobili vardı. Kasabanın yerlisi olmadığı halde, oraya tayin edildiği üç yıl öncesinden bu yana herkesçe sevilen ve saygı duyulan biri olmayı başarmıştı; ancak onun ne çılgın bir maceracı olduğunu yakın çevresinden kendisi gibi hızlı hovarda birkaç varlıklı dostu ve genellikle çevredeki şehir ve kasabalardan seçerek birlikte olduğu kadınlar dışında pek kimse bilmezdi. Bir miktar babadan kalma mal varlığı da olduğu için hali vakti gayet iyiydi. Tayin olduğu dönemde kasabanın kuzey sınırından yükselen tepenin zirvelerinde muhteşem bir dubleks villa yaptırmıştı. Boş vakitlerinde ön taraftaki geniş bahçeye ektiği çiçekler ve sebzelerle ilgileniyor, özellikle ikindi sonrasında balkonunda saçlarını ve yüzünü rüzgarlara okşatarak kahvesini yudumluyordu.

Hemencecik ağlayacakmış gibi bakan o masum gözlerle, zaman zaman herhangi bir kafeteryada kahve içmek için çıktığı Dilek Tepesi’nde karşılaşmıştı ilk kez. Orası, kasaba sakinlerinin günlük yaşamın sıkıntılarından uzaklaşıp bir parça soluklanmak için çıktığı en ünlü uğrak yeriydi. Yerel halk, tepenin hemen hemen orta yerinde bulunan ve sonradan defalarca onarılmış, çeşitli yerleri yeniden düzenlenmiş olan bir havuza madeni paralar atarak dilek tutmayı adet edinmişti. Tuttukları dileklerin gerçekleşeceğine inanıyorlardı.

Bulunduğu masada kahvesini yudumladığı sırada havuzun başında toplanmış küçük bir grup çocuğun arasında suya taş atan bir bayan dikkatini çekmişti. Onu gördüğü anda kendi kendine sorduğu ilk şey, böylesine muhteşem bir güzelliğin farkına varmakta neden bu kadar gecikmiş olduğuydu. Çocuklarla kısa süren bir muhabbetin ardından doğruca karşı tarafta yaşlı bir karı kocanın oturmakta olduğu masalardan birine geçen bu güzellik abidesi de bir insandı ve karşısında oturup öylesine şiddetli bir ekstasi halinde tam da yüzüne odaklanmış birinin uzun süre farkına varmaması olanaksızdı. Nitekim bir müddet sonra oradan kalkıp evlerine doğru giderlerken, tüm mesleki kariyerini, toplumsal saygınlığını ve erkeklik gururunu çoktan ayaklarının altına almış biri yakın bir mesafeden peşleri sıra gidiyor olacaktı…

İlk karşılaşmanın üzerinden geçen iki günlük izlemenin sonunda, onunla çarşıda bir butikten çıktığı sırada ilk kez yüz yüze iletişim sağlamayı başarmış, fakat alışık olmadığı şekilde esaslı bir azar işitmişti. Daha sonra edindiği bilgiye göre, Danimarka'da çiçeği burnunda bir öğretmendi ve neden katlandığını bilmediği mutsuz bir evliliği vardı. Babası ve dört yıl önce annesinin vefatından bir yıl sonra evlendiği üvey annesi ile birlikte birilerinin tavsiyesi üzerine kasabaya gelmişlerdi.

Çok geçmeden, bitmesi hiç istenmeyen sırılsıklam aşk günleri başladı. Genellikle arabayla kasabanın izbe bir yerinde buluşarak başka kasaba veya şehirlere gidiyor, tarihi veya turistik yerleri geziyor, en seçkin mekanlarda baş başa yemek yiyor ve tabii ki gözlerden uzak oldukları her yerde yasak aşkın korkunç heyecanları içinde tir tir titreyerek sevişiyorlardı. Gizlice villasına geleceği zamanlarda onu beklerken gözünde saniyeler bile büyüyor, kapının zili çaldığı an kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi delice bir heyecana kapılıyordu.

Onun beyaz bir fayans kadar pürüzsüz gerdanını, göğüslerinin öptükçe tomurcuklanan kaygan pembe uçlarını ve incecik kollarını düşündü. Sevişirken gerilen bedeninde kaynayıp duran sıcacık hazların etkisi altında dudaklarından yayılan istem dışı seslerin dünyada duyduğu en tatlı şarkılar olduklarını tekrar tekrar anımsadı. Doğrusu, karşısına çıkan her güzel kadınla farklı bir macera yaşayabiliyordu; ancak yazık ki yoldan geçen kadınların gölgeleri gittikçe uzuyordu. Kalbi, heyecanla karışık dehşetli bir kederle dolmuştu.

Kafasının iyice yorulduğunu hissetti. Bir eliyle yerden destek alıp tıslayarak zorlukla ayağa kaldırdığı bedeni arkaya doğru hafifçe sendeledi; fakat yıkılmadı. Tekrar eğilerek tıpkı kendisi gibi eskimiş minderini aldı ve yalpalayarak içeriye girip kapıyı arkasından sürgüledi…

Bedenimizin tüm istek ve gereksinimlerinin karşılıklarını bolca barındıran dünyada, somut anlamda yalnızca bir isteğimizin karşılığı yoktur. Hiçbir kural ve sınır tanımayan hayal gücümüz... Peki, hayal gücümüzle her gün sayısız dilek tutuyor olmamız neden tüm dileklerimizin gerçek olacağı bir Harikalar Ülkesi'nin habercisi ve kanıtı olmasın?! Yine de, insanın hayalci yanı için pekçok başka nedenden söz edilebilir. Örneğin, fiziksel gücümüzle yapamadıklarımızı hayalin sınırsız kudreti ile yapabiliriz ve ruhsal bir yetenek olan düş gücümüz, hem zaman ve mekanın hem de toplumsal gelenek ve ahlakın bütün kurallarından azadedir. Zaman bedenin isyanını onu bir enkaza dönüştürerek acımasızca bastırırken, ruhun işlevleri olan hayal gücünün ve içgüdülerin dur durak bilmeyen arsız isyanına sadece seyirci kalır. Düşlerimiz, sınırsızca kuraldışı ve dokunulmazdır.

Kaç yaşında olursanız olun, ruhunuz hep genç yaştadır ve delidir...
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 8 yorum yapılmış )

gülben [ 2008/08/15 22:03 ]
mrb Mert bey. Çok hoş diliniz var. Ama oldukça açık yazıyorsunuz. bu kadar sansürsüz yazmak doğru mu sizce? Güzel olan her şey doğru mu? siz düşünürsünüz bunu. Herhalde bir bildiğiniz vardır.
meryem [ 2008/08/15 21:30 ]
Değerli Mert bey. yazınız çok tatlı olmuş. zevkle okudum. ama sonunda şaşırdım. çok güzel bir sonuç olmuş
sudenaz [ 2008/08/15 21:15 ]
ben de çok hayal kurarım. hayallerim genelde güzel insanlar içindir ama ne kadarını elde ederim bilmem. her şey hayalde başlar. sonra çok istenmişse gerçek olur bence
fuat [ 2008/08/14 11:02 ]
İnsanoğlu'nun bu günkü teknolojiye ulaşmasındaki en büyük etken kurmuş olduğu hayalleridir.
hayal etmeden yaşamak çok güzel bir şey
iyi günler hocam
mesut [ 2008/08/12 16:31 ]
insanı umut yaşatır bir de umut öldürür...
[ 2008/08/12 16:30 ]
İnsanı umut öldürür;birde umut yaşatır...
[ 2008/08/11 23:02 ]
Hayaller olmasaydı dünyanın kahrı çekilmezdi...
Hayaller olmasaydı icatlar olmazdı...
Hayaller olmasaydı yerimizde sayıklardık...
Ne kadar fazla hayal kurarsanız o kadar gerçeğe yaklaşırsınız...
Hayalinizin peşinden deli gibi koşun...Birgün mutlaka başarırsınız...
Sevgiler Hocam bu kadar güzel yazılabilirdi...

En büyük hayalinin peşinden giden biri...
[ 2008/08/11 22:54 ]
Hayaalll...
Hayaller olmasa dünya çekilmezdi...
olmuşcasına insanı sevindiren ruh alemii

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.16 -  Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
 2009.02.10 -  Kadının Mahremiyet Evi
 2009.02.02 -  Öğrenmenin dayanılmaz tadı
 2009.01.26 -  Hadis tercümesinde taşralı ağzı
 2009.01.17 -  Bilin bakalım! Erkekler insan mıdır, bankomat mıdır?
 2009.01.12 -  Ergenekon dalgalarında kısa bir sörf
 2009.01.05 -  Kadınlar iletişim beceriksizi mi yoksa?
 2008.12.29 -  Cennetin ve cehennemin fragmanları
 2008.12.23 -  Anti-depresif öneriler
 2008.12.16 -  Sen olmazsan cennet solmaz mı?
 2008.12.07 -  İyilik ve kötülüğün kimyası
 2008.12.01 -  Allah sevgisinde kıskançtır
 2008.11.24 -  Yazma yetisi üzerine iki çift söz
 2008.11.16 -  Anneler ve sevgililer
 2008.11.11 -  Sırlar harikadır. Ta ki yakalanıncaya kadar…
 2008.11.03 -  Geğiren tanrıçalar
 2008.10.27 -  Masumiyet insana en çok yakışandır
 2008.10.20 -  Demirel: Eski Siyasetin Büyük Mavrası…
 2008.10.13 -  Aldatan Erkeklere Kuşbakışı
 2008.10.08 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.09.29 -  Kadınlık nelere kadirdir!
 2008.09.22 -  İnsanlardan uzaklaştıkça Tanrı’ya mı yaklaşıyoruz?
 2008.09.15 -  Tesettür Kutsal kitabın ne tarafındadır?
 2008.09.08 -  Kutsal gerdek
 2008.09.01 -  Allah’ı Sevme Sanatı
 2008.08.25 -  Hıristiyan Mü’minler
 2008.08.17 -  Tutsaklığı sevmek
 2008.08.10 -  Dilek Tepesi
 2008.07.27 -  Bir çiçekle de bahar olurmuş
 2008.07.15 -  Dante Beatrice’e kavuşsaydı…
 2008.07.07 -  NLP’den ışıltılı kareler (2)
 2008.06.30 -  Karanlık mağaraların zavallı yarasaları
 2008.06.23 -  NLP'den ışıltılı kareler (1)
 2008.06.14 -  Cennette kadın figürü
 2008.06.08 -  "Yürek Acısı"
 2008.06.02 -  Erkeği tutmak kolay mı sanırsınız?
 2008.05.24 -  Her ölüm vakitsizdir
 2008.05.14 -  Reinkarnasyon
 2008.05.05 -  Kölenin öyküsü
 2008.04.28 -  İlahiyatçılar Hz.Muhammed'ten daha mı iyi biliyor?
 2008.04.21 -  Kadınlar cennetine hoşgeldiniz!
 2008.04.15 -   Biraz daha episteme,biraz daha özlem...
 2008.04.07 -  Bir kibir abidesine
 2008.03.31 -  Kadınlar erkekten ne duymak ister?
 2008.03.24 -  Repertuarımdaki üç kırık hayat
 2008.03.16 -  Kadınlarla hala tartışıyor musunuz?
 2008.03.10 -  Yoksa bu bir rüya mıydı?
 2008.03.02 -  Kadınlar ve tapınaklar
 2008.02.24 -  Hiç kimsenin kadınları
 2008.02.17 -  Ölüden isteme ile diriden istemenin farkını rica edeyim
 2008.02.12 -  Tanrı'nın yeryüzündeki başyapıtı üzerine
 2008.02.05 -  Sıradan ve yüce, yakışıklı ve bayağı
 2008.01.28 -  İdeolojik ve toplumsal baskıya karşı bireysellik
 2008.01.24 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.01.21 -  Nietzsche, Marks veya Tanrı’ya Küsmek
 2008.01.14 -  Yoksa bu fakiri aşktan bihaber mi sanırsınız?
 2008.01.07 -  Kadınınıza yüreğinizle dokundunuz mu hiç?
 2007.12.31 -  Dört Kitaba Sığmazsan, Sen Ne İşe Yararsın?!
 2007.12.24 -  Kadınların Gizli Dünyası Üzerine
 2007.12.16 -  Sosyal Demokratların Reel Politik Dramı
 2007.12.10 -  “En yakın dostum katilim olur mu?”
 2007.12.03 -  İnin O Şatodan Aşağıya!
 2007.11.26 -  “Çift Gerektirmeli Bir Tanrısal Adalet Sarmalı” -Özeleştirel bir yaklaşım-
 2007.11.18 -  Müslümana Sopa Caiz midir?
 2007.11.11 -  Sevgili Erkekler! Türk Kadınları Size Hiç Bakmıyor mu?
 2007.11.05 -   “Hz. Muhammed ve etkin dinleme sanatı”
 2007.10.29 -  Kahrolsun PKK veya kötü reklam yoktur
 2007.10.22 -  Barda oturan adamın düşleri
 2007.10.15 -  “Feminizm gerçekten feminin (dişil) bir akım mıdır?”
 2007.10.08 -   “Model Türkiye’yi görmek ya da görmemek”
 2007.10.01 -  “Aldatılan Adamın Komedyası”
 2007.09.24 -  Kadınların cebi neden yoktur
 2007.09.20 -  Benim adım aşk
 2007.09.17 -  Herkese merhaba!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com