:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Tutsaklığı sevmek 
Mert Aslan   ( altar42@hotmail.com )


Mahşeri kalabalığın arasında olmasına rağmen gözlerden bir parça ırak olabilme gayretiyle biraz ilerideki kalında bir ağacın ardına sinmiş olan orta yaşlı, ablak yüzlü ve kır saçlı emlakçı, cep telefonunu sağ kulağına adeta yapıştırmış halde hattın diğer ucundaki kişiyi bastırmak için insanüstü bir çaba harcıyordu. Zaman zaman suratı kızarıp bozarıyor, boyun damarları kabarıyordu. Etraftan duyulmaması için her ihtimale karşı diğer elini ağzına dayayarak kısmaya çalıştığı sesi yer yer gözlerine yayılan tehditvari bir ifadeyle sertleşerek yükseliyor, yer yer alçalarak müstehzi bir ifadeye bürünüyordu.

Bir ara iyice kontrolden çıkmış olmalıydı ki, biraz daha uzakta bulunan başka bir ağacın ardına doğru yürürken birtakım ağır sokak küfürleri savurmaya başladı.

“Senin ne b… içinde olduğun umurumda değil tamam mı?!” diye bağırdı. “Ben hayır kurumu değilim?! Ya parayı getirirsin ya da ailene kadar her şeyine uzatırım elimi!”

Anlaşılan, karşısındaki kişi edilgin bir direniş halinde birazcık olsun zaman kazanma derdindeydi; ancak onu ikna etmek hiç de kolay görünmüyordu. Konuşmuyor, adeta gürlüyor, hiç aman vermiyordu.

Tartışma, bir evin satışı ile ilgiliydi. Emlakçı karşısındaki kişiye bir ev satmış, ama vadesi dolduğu halde almayı planladığı komisyon ücretini alamamıştı. Alıcı ise, kendince birtakım mazeretler bildirmeye uğraşıyordu. Aralarındaki bu tek kutuplu tartışma, aynı minval üzere bir süre daha devam etti. Emlakçı son birkaç tehdit daha savurduktan sonra telefonu alıcının suratına kapattı ve ceketinin sol iç cebine koydu. Kendi kendine söylenerek dönüp kalabalığın arasına karıştı. İlk karşılaştığı iki arkadaşı, aralarında tasarrufları hakkında derin bir sohbete dalmıştı. Biri diğerine kısık bir sesle:

“Bu aralar borsaya yatırım en avantajlı yol bence” diyordu.

Diğeri, başını hafifçe sallayarak onu onayladı.

“Haklısın” dedi. “Siyasi belirsizlik ortadan kalkıyor gibi… Görürsün, borsa birkaç güne kadar korkunç tavan yapacak. Gidişat, kriz beklentisini satın alıp dövize yatırım yapanları batırır.”

Oradan yapay bir gülümsemeyle ayrılarak uzaktan akrabası sayılan genç bir çifte arka yanlarından usulca sokuldu.

Kadın sıkıntılı bir şekilde iç çekerek:

“Seninki yine kefil arıyormuş. Kız kardeşine biraz imada bulunmuş. Yumulmak için küçük bir işaret bekliyor galiba” dedi kocasına.

“Kardeşim olmasa geçen sefer de kefil olmazdım ona; ama beni perişan etti dangalak!” diye karşılık verdi adam ve havaya bakarak önemsiz bir şey söylermişçesine ekledi: “Beni hasta ediyor. Bir de kardeş katili olmayayım bari.” O arada, ufak ufak burnunu karıştırmaya başlamıştı.

Kadın bu sefer gülerek:

“Aman, ağzından yel alsın! Nasıl laf o öyle!?” diye söylendi ve sol yanı başındaki ağaca orta parmağının tersiyle bir iki kez tıklattı. Ardından, yine aynı parmağının tersini gözlerinin altında paralel biçimde gezdirerek olağan çizgilerinden taşma veya akma olasılığına karşı rimellerini kontrol etti.

Oradan da sessizce uzaklaşmaya başlamıştı ki, neredeyse yarım saattir bir gün önce kalp yetmezliğinden ölen yakın dostunun cenaze törenini yönetmekte olan din görevlisinin dualarının bittiğini gösteren “El-Fatiha!” nidası üzerine aceleyle “Amin” dedi ve geriye dönen kalabalığın önünde orta yaşlılıktan ötürü epeyce gevşemiş koca göbeğini sallayarak arabasına doğru seğirtti. Telefonunu anında eline geri almış, hırsla tuşlara basmaya başlamıştı…

Hayattan daha fazla hiçbir şeyi sevmeyen ve bu yüzden sonsuz yaşam ve sonsuz gençliğin sırlarını arayıp duran insanın, ölüm sonrası yaşama ilişkin verilmiş müjdelerle neden ilgilenmediğini anlamak kolay değildir. Aslına bakılırsa, ölüm kişinin yıllardır yattığı kasvetli bir hapishane hücresinden silahlı bir gerilla grubu tarafından bir gece yarısı baskını ile kurtarılmasına benzemektedir. Bir insan olarak mahkumun, kendisini kurtaranlara minnet duymaktan başka bir seçeneği yoktur. Ten kafesine hapsedilmiş olan insan ruhu (özü) için sonsuz derecede özgür gerçek yaşamın o sıkıcı kafesi tuz buz eden ölüm sayesinde başladığı göz önüne alındığı zaman, ölüme karşı ilgisizliğin bizzat yaşamın kendisine karşı akıl almaz bir aymazlık anlamına geldiği açıkça görülebilir. Tıpkı uykuda olduğumuzu anlamak için uyanmak zorunda olduğumuz gibi, yaşadığımızı duyumsamak için de ölmek zorundayız; ne var ki bu aşamada çelişkisel bir durumla karşı karşıya geliriz: Herkes cennete gitmek istemekte; ama hiç kimse ölmek istememektedir…
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 3 yorum yapılmış )

Burcu [ 2008/08/22 16:42 ]
Başa gelmeyince bilemezmiş ya insan..
Canından can gidince canının nasıl yandığını , ciğerlerinin nasıl acıdığını bilemiyormuşuz...
O cenazeye gelen adam gibi dünya işlerinden gerçek acıların farkına varamayan bir dolu insan vardır eminim ki çevremizde..
Yakın zamanda olan terör yanlısı insanların suçsuz milletimizin yaşamına son vermesi gibi..Kimler üzülmüştür candan , hangi kanallar yayınlarına hemen ara vermiştir...
Hocam ellerinize sağlık yazılarınızdaki güzellik gün geçtikçe çoğalıyor.
Merakla bekliyoruz..
İyi çalışmalar..
türker [ 2008/08/22 01:30 ]
Hocam harikasınız şu tatil biran önce bitse de sohbetinize kavuşsak.Bu arada yeni kitabınıza heyecanla bekliyoruz.iKTİSAT FAKÜLTESİNDEN TÜRKER
kumsal [ 2008/08/21 19:13 ]
konu ölüm olunca eleştirmeye yazmaya insanın eli varmıyor sanıırım.ölümün adı bile soğuk derler ya sırf bu yüzden rahmetle anarız.Ölmekten kasıt yok olmak olduğu için tekrar diriltilmek daha cazip geliyor fakat söylediğiniz gibi Mert bey cennete girmek kaydıyla sanıırım.elbet tüm müslümanlar cennte gireceğiz.hesabımız görüldükten sonra diyince insanın kendi hesabı aklına gelip canı acıyorsa ölümden korkmak değil de Rabbına rezil olmaktan olsa gerek yeterince rezil oluyoruz fakat yüzleşmek asıl işte ölüm korkusu olsa gerek öyle değil mi?Allah hepimizin hesabında torpil yapması dileğiyle diyorum ellerinize sağlık.

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.16 -  Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
 2009.02.10 -  Kadının Mahremiyet Evi
 2009.02.02 -  Öğrenmenin dayanılmaz tadı
 2009.01.26 -  Hadis tercümesinde taşralı ağzı
 2009.01.17 -  Bilin bakalım! Erkekler insan mıdır, bankomat mıdır?
 2009.01.12 -  Ergenekon dalgalarında kısa bir sörf
 2009.01.05 -  Kadınlar iletişim beceriksizi mi yoksa?
 2008.12.29 -  Cennetin ve cehennemin fragmanları
 2008.12.23 -  Anti-depresif öneriler
 2008.12.16 -  Sen olmazsan cennet solmaz mı?
 2008.12.07 -  İyilik ve kötülüğün kimyası
 2008.12.01 -  Allah sevgisinde kıskançtır
 2008.11.24 -  Yazma yetisi üzerine iki çift söz
 2008.11.16 -  Anneler ve sevgililer
 2008.11.11 -  Sırlar harikadır. Ta ki yakalanıncaya kadar…
 2008.11.03 -  Geğiren tanrıçalar
 2008.10.27 -  Masumiyet insana en çok yakışandır
 2008.10.20 -  Demirel: Eski Siyasetin Büyük Mavrası…
 2008.10.13 -  Aldatan Erkeklere Kuşbakışı
 2008.10.08 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.09.29 -  Kadınlık nelere kadirdir!
 2008.09.22 -  İnsanlardan uzaklaştıkça Tanrı’ya mı yaklaşıyoruz?
 2008.09.15 -  Tesettür Kutsal kitabın ne tarafındadır?
 2008.09.08 -  Kutsal gerdek
 2008.09.01 -  Allah’ı Sevme Sanatı
 2008.08.25 -  Hıristiyan Mü’minler
 2008.08.17 -  Tutsaklığı sevmek
 2008.08.10 -  Dilek Tepesi
 2008.07.27 -  Bir çiçekle de bahar olurmuş
 2008.07.15 -  Dante Beatrice’e kavuşsaydı…
 2008.07.07 -  NLP’den ışıltılı kareler (2)
 2008.06.30 -  Karanlık mağaraların zavallı yarasaları
 2008.06.23 -  NLP'den ışıltılı kareler (1)
 2008.06.14 -  Cennette kadın figürü
 2008.06.08 -  "Yürek Acısı"
 2008.06.02 -  Erkeği tutmak kolay mı sanırsınız?
 2008.05.24 -  Her ölüm vakitsizdir
 2008.05.14 -  Reinkarnasyon
 2008.05.05 -  Kölenin öyküsü
 2008.04.28 -  İlahiyatçılar Hz.Muhammed'ten daha mı iyi biliyor?
 2008.04.21 -  Kadınlar cennetine hoşgeldiniz!
 2008.04.15 -   Biraz daha episteme,biraz daha özlem...
 2008.04.07 -  Bir kibir abidesine
 2008.03.31 -  Kadınlar erkekten ne duymak ister?
 2008.03.24 -  Repertuarımdaki üç kırık hayat
 2008.03.16 -  Kadınlarla hala tartışıyor musunuz?
 2008.03.10 -  Yoksa bu bir rüya mıydı?
 2008.03.02 -  Kadınlar ve tapınaklar
 2008.02.24 -  Hiç kimsenin kadınları
 2008.02.17 -  Ölüden isteme ile diriden istemenin farkını rica edeyim
 2008.02.12 -  Tanrı'nın yeryüzündeki başyapıtı üzerine
 2008.02.05 -  Sıradan ve yüce, yakışıklı ve bayağı
 2008.01.28 -  İdeolojik ve toplumsal baskıya karşı bireysellik
 2008.01.24 -  Aldatan Kadınlara Kuşbakışı
 2008.01.21 -  Nietzsche, Marks veya Tanrı’ya Küsmek
 2008.01.14 -  Yoksa bu fakiri aşktan bihaber mi sanırsınız?
 2008.01.07 -  Kadınınıza yüreğinizle dokundunuz mu hiç?
 2007.12.31 -  Dört Kitaba Sığmazsan, Sen Ne İşe Yararsın?!
 2007.12.24 -  Kadınların Gizli Dünyası Üzerine
 2007.12.16 -  Sosyal Demokratların Reel Politik Dramı
 2007.12.10 -  “En yakın dostum katilim olur mu?”
 2007.12.03 -  İnin O Şatodan Aşağıya!
 2007.11.26 -  “Çift Gerektirmeli Bir Tanrısal Adalet Sarmalı” -Özeleştirel bir yaklaşım-
 2007.11.18 -  Müslümana Sopa Caiz midir?
 2007.11.11 -  Sevgili Erkekler! Türk Kadınları Size Hiç Bakmıyor mu?
 2007.11.05 -   “Hz. Muhammed ve etkin dinleme sanatı”
 2007.10.29 -  Kahrolsun PKK veya kötü reklam yoktur
 2007.10.22 -  Barda oturan adamın düşleri
 2007.10.15 -  “Feminizm gerçekten feminin (dişil) bir akım mıdır?”
 2007.10.08 -   “Model Türkiye’yi görmek ya da görmemek”
 2007.10.01 -  “Aldatılan Adamın Komedyası”
 2007.09.24 -  Kadınların cebi neden yoktur
 2007.09.20 -  Benim adım aşk
 2007.09.17 -  Herkese merhaba!
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com