:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Ön-söz 
Huriye Karnap   ( karnap@mynet.com )


Ne zaman bir kitabın ya da derginin kapağını açsanız karşınıza “önsöz”, “dibace”, ””editörden” başlıklı bir yazı çıkar. Bu türlü başlıklara neden gerek duyulduğuna dair akademik ve popüler bir izah getirilebilir elbette ama genel olarak ya eserin muhtevası hakkında kısa bilgi verme ya da yazarın algılayışı ve kullandığı üslupla ilgili bir açıklaması vardır. Başka bir ifadeyle konuya ve okuyucuya dair bir çeşit “selâmlama”dır bu.

Böylesi bir girişe neden gerek duydum?
Nedeni şu; sizlere “merhaba” dediğim bu yazı ve sonrasında gelecek yazıları kaleme alacak olan “ben” ile okuyucu olarak bana refakat edecek “siz” arasında bir köprü kurmak niyetindeyim. Niyetimizin daha sarih açılımını ise şu şekilde yapalım.

Bilindik mesellerden biridir; ”insan kıyafetiyle karşılanır aklıyla uğurlanır.” Cümlenin asli manasını şimdilik aklımızın ardına atıp farklı bir içerik yükleyerek şöyle düşünelim. Yazarken “anlatabilme”, yazıyı okuyucu ile buluşturduğunda ise “anlaşılabilme” derdi olan ve daha evvel hiçbir şekilde karşılaşılmış olunmayan bir yazarı gayrısına karşılattıran doğal olarak kaleminden çıkan sözüdür. Ne var ki, kitap hacmindeki eserlerden yazarın ilgili konudaki düşüncesi, dünyevi ve uhrevi meyilleri, kabulleri hakkında bir çıkarımda bulunabilinse de köşe yazısı tarzını muhtevi metinlerden “kesinlik” ifade edebilecek bir yargıya varmak çok güçtür. Çünkü yazar konuyu belki de bir yanı ile ele almayı amaçlamış ve o minvalde değerlendirme yoluna gitmiştir. Dolayısı ile konu her açıdan kapsamlı bir içeriğe sahip olmayıp, söz henüz yarımdır, tamamlanmamıştır ve sözü tamamlamak evvela yazanın hakkıdır, okuyucunun değil. Aksi halde söylenmemiş şeyleri “söylendi” farzı ile varılabilecek yer “zannetme”den ibaret kalır ki bu da başlı başına karışıklık sebebidir.

“Yazan ve okuyanın gündemi okuması” ayracı ile sözün içine biraz daha girelim…

Yazanı ve okuyanı ortak paydada birleştiren “şey” haber dili ile “gündem”dir ve bundan etkilenen ne şekilde tavsif edilirse edilsin insandır. İlk evrede, “gündem” soyut bir kavram gibi düşünülse de onu belirleyen ve ondan etkilenen de insan olduğuna göre; bu etki nereye kadar sıhhatlidir ve sıhhatini muhafazaya dair nasıl tedbir alınmalıdır? Bu soruya atfen ve “kendimizce” kaydını da düşerekten bunun izahını şöylece yapalım.

İnsan ruh sahibi biyolojik bir varlık olduğu kadar sosyal bir varlıktır da. Bu özelliği ona kendi içi ile bağ kurabilme ihtiyacı kadar başkaları ile de iletişim kurma/kurabilme gerekliliğini hissettirir. Hülasa, etrafında olan biteni bilmek, bunlar üzerinden bir fikre, düşünceye, duruşa sahip olmak hakkı ile gayrısından haberdar olma aktivitesine de zorunludur.

Haber vermek ve haberdar olmak olayın künhüne vakıf olmak değildir amma öyle zannedilir çoğunlukla. Bu zannediş bulandıran, gölgeleyen, kafa karıştıran, bazen duraksatan gündem içinde kışkırtıcılığı da beraberinde getirir. Bu kışkırtıcılığın özünü oluşturan şudur; Bilgi vukufiyet gerektirdiği halde kulak verdiğimiz şey hakkında evvelden bir donanıma sahip değilsek sadece fikir sahibiyizdir. Bu fikir sahibi oluş, bir bilginin akabinde geliyorsa ne âlâ. Olsa olsa ekstradan farklı bir bakış açısı daha edinmişizdir. Aksi durumda yani bilgimiz olmayan bir konuda sırf gündemi/ günceli oradan- buradan, ondan- bundan takip etmekle iktifa ediyor ve akabinde kırılmaz görüş ve düşüncelere sahip olup, bu hali kılıç gibi etrafımıza sallıyorsak bir molaya ihtiyacımız var demektir.

Bir örnek üzerinden değerlendirelim.
Yıllardır değişmeyen ve değişmek bilmeyen hatta çözüm üretmekle vazifeli mercileri dahi yanlış kararlara sevk eden Ortadoğu, Kürt Meselesi, Kıbrıs, Terör gibi müzmin gündemlerimiz var bizim. Bu türlü içeriğe sahip konuları değerlendirirken meselelerin tarihi, sosyolojik, siyasi arka planları yeterince bilinmiyor, dikkate alınmıyorsa günlük haberlenmeler üzerinden varılacak sonuçlar da her kesim için yanıltıcı olacaktır.

Ziya Gökalp’ın de “Bu zamanlar, insanları ya sefil yahut kahraman yapar. En fena ihanetler, bu zamanlarda yapıldığı gibi, en yüksek fedakârlıklar da bu devirlerde görülebilir. İşte bugün biz böyle bir devre içinde yaşıyoruz” dediği gibi terminolojilerin, kavramların, duruşların kısaca her şeyin değiştiği, dönüştüğü bir dünyada gündeme- güncele holiganlık derecesinde takılıp, asli olanları –olması gerekenleri göz ardı edersek, doğruluğu ve geçerliliği denenmemiş yeni ve göreceli değerler yozlaşma ve içsel yoksulluğu da beraberinde getirecektir.

Bu saptamanın sağlamasını şu şekilde yapmak da mümkündür. Şayet haberdar olunan iyi, güzel, doğru bilinenle bir diğer haberdar olunan kötü, çirkin ve yanlış arasında seçme ve uygulanabilir kılma hakkımızı “selametle” yerine getiremiyor, toplu ağlama seanslarından öteye gidemiyorsak daha da içinden çıkılmaz hale varıyoruz demektir.

Bu bahsin tamamlanması için hayli tafsilata ihtiyaç varsa da biz “merhaba”mızı yineleyerek sözü burada bağlayalım.

Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 3 yorum yapılmış )

tarık [ 2009/02/16 10:00 ]
Vatim elverdikçe Anadolu nun haber portallarını izlemeye,takip etmeye çalışan birisiyim.Fakat yerel portal olup da böylesi bir portalda kalemi güçlü ehli insanların bir arada bulunduklarına şahit olamadım henüz.Gözlemleyebildiğim kadarıyla bu haber portalında da sizin- diğer arkadaşların hakkını teslim etmekle beraber-yazınıza konu ettiğiniz meselelere olan hakimiyetiniz ve bu konuları özenle işleyerek güzel ve akıcı bir dille biz okuyucularınıza sunumunuz sorumluluk üzerinden bu işe eğildiğiniz kanaatini hasıl etti bende.Bu kanımın sonucu, henüz çok fazla olmasa da mevcut metinlerinizi beğeniyle ve zevkle okudum.Ama yorum köşeleri üzerinden gördüm ki, sözde okuma eylemi içerisinde olanlarca da sizin bu metinlerinizin yeterince paylaşılmadığını,takdir görmediğini fark ettim.Yorum köşeleri üzerinden böyle bir yargıya varmak ne kadar isabetli olur,bu ise ayrıca konu edinilebilinir.Yine de bu yargımı haklı kılacak farklı gözlemlerimin de olduğunu belirtmek isterim.Çünkü sizin türkçeyi kullanarak türkçenin güzelliğini de önceleyerek ürettiğiniz metinlere titizliğiniz, ekser okuyucunun zevk-i selimine(!)denk düşmeyebiliyor veya yazınıza konu ettiğiniz meseleleri ciddiyyetlerine koşut bir uslupla dile getirmiş olmanız kıl-u kal mesabesindeki metinlere teşne olanlarca tercih edilemeyebiliyor.Tabi ki ekser çoğunluğun böylesi bir tercih üzere olmaları, sizin ve sizin metinlerinizin düzeyinde olanlara bir değer kayıp ettirmez.Hakiki ve sahici evsafta olan her ne olursa olsun alıcısı her zaman çok fazla olmaz zaten.Sizi kutluyorum...Vaktim elverdikçe yazılarınızın takipçisiyim,selamla kalın...
nadide [ 2008/12/13 14:32 ]
Yazınızı zevkle okudum. sizin gibi kalemini güzel kullanan bir yazarla, aynı sitede köşe paylaşmak, benim için mutluluk; haberkonya ailesine hoşgeldiniz,sevgilerimle ...
HÜMA [ 2008/12/12 22:57 ]
Hoşgeldiniz... Anlatımınızdaki kalitenin tadı damağımda kaldı.Diğer yazılarınızda da aynı tadı ala bilecekmiyim diye sabırsızlıkla bekliyorum.Teşekkür ederim...

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.12 -  Boya boya çek
 2009.02.07 -  Tersi ve Yüzü
 2009.01.25 -  Sıra Bize de Gelir mi?
 2009.01.07 -  “Nasıl Zulmedebiliyorlar” Demeyin
 2008.12.29 -  Anlayan Beri Gelsin
 2008.12.19 -  Nakaratı 24 Nisan 1915
 2008.12.10 -  Ön-söz
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com