:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Nakaratı 24 Nisan 1915 
Huriye Karnap   ( karnap@mynet.com )



Başlıktaki “nakarat” kelimesi sebebiyle sanılmasın ki türkü ve şarkılara düşkünlüğümüz fazladır. Değil, lâkin gerçeğin haklılığı ve tarafsızlığı hangi kıstasla ispat edilmiş olursa olsun bazılarına kâfi gelmiyor, temcit pilavı gibi sürekli ısıtılıyorsa ortada evrensel bir potpuri ve onun nakaratı var, demektir. Yani ne kadar harbi kelam edilirse edilsin “bildiğini okuma” devam ediyordur.

Nisan ayında değiliz, 1915 yılında hiç değiliz. O halde başlığın “bildiğini okuma” ile alâkası ne?

24 Nisan günü, uzun zamandır Diaspora Ermenilerinin her yıl gündeme getirdikleri sözde “Ermeni Soykırımı”nın yıldönümü. Bu yıldönümü, 20 Ocak 2009’da ABD Kongresinde yapacağı yemin ile göreve başlayacak olan “dünyanın yeni hâkimi” Obama’ya, izleyeceği yolda karşılaşacağı ve uyması beklenen yol levhalarını göstermek maksadıyla erkene alındı. Gizli ve aleni Ermeni lobilerinin girişimi ile “erken kalkan yol alır” meselince gündeme oturtulan bu yıldönümü sebebiyle bize de “kutlu ve mutlu olsun”, demek düşüyor. Son kelimeleri yanlış okumadınız tekraren belirtelim “kutlu ve mutlu olsun.”

“Ecdadı Ermenilerce katledilen, ırz ve namusu hiçe sayılan bir Türk’e/Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına bu söz hiç yakışır mı?” gibisinden yargılamalara başlamayınız lütfen. Neden yakışmasın ki?

“1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”diyen ve bu özür beyannamesinin altına ismini geçiren, üstelik pek çoğu “aydın” sıfatına layık görülen zümre varken, benim gibi sıradan bir insanın yadırganması hiç adil olmayacaktır.

Katılım sayısı 11352’ye ulaşan bu “aydın” kesimin özrüne karşı “hayır, siz yanlış biliyorsunuz, işin aslı öyle değil” deyip, akli ve ilmi hatta insafi bir cevap beklentisiyle şu soruları sorsaydık, mesele çözülecek miydi?

1) Bir “yer değiştirme” politikası nasıl ve kimler tarafından ne maksatla “soykırım”lafzına evirildi ve çevrildi? Buradan hareketle Tehcir ne yana düşer, soykırım ne yana?

2) Cephe gerisi fiillerin uluslararası hukuktaki cezası nedir? Benzerleriyle karşılaşan ulusların uygulaması nedir?

3) 24 Nisan 1915 tarihinin ardında bir “katliam” mı mevcuttur yoksa o tarihte Ermeni komitelerinin kapatılıp üyelerinin tutuklanması mı?

4) “Millet-i sadıka” namı hak görülen topluluğa, sadakatlerinin karşılığı olarak durup dururken mi “komiteci-anarşist” hükmü icra edildi?

5) Doğu Anadolu’nun “Ermeni toprağı” kabul edilmesinin bu yıldönümünde ne kadar yeri var?

6) Faraza, Türk akademisyenler kanlarına dokunduğu için “soykırım” ı inkâr ediyor olsalar da Ermeni, İngiliz, Fransız, Rus akademisyenlerin de mi kanına dokunuyor bu soykırım ki, bu milliyetlere mensup pek çok akademisyen ret ediyor soykırım yapıldığını?

7) Şu özür dileme nezaketinde bulunanlar Balkan savaşlarında, Çanakkale’de,I. Dünya Savaşında öldürülenler adına da özür dileyebilme insaniyetliğini!!! gösterebiliyorlar mı? Daha yakına gelelim. Dersim’de Kürtlere “soykırım” yapıldığını iddia edenler, Atatürk’e ve Atatürkçülüğe sırt dönüp “Atatürk soykırım yaptı” diyebilecekler mi?

Ya da bu soruları es geçip ”soykırım” taraftarlarına “eksik bilgi sahibisiniz, ideolojik ve ırki taraftarlığınızı güçlendirecek yeni bilgi ve belgeler edinin ve seneye karşımıza aldatıp-kandırdıklarınıza bizi de dâhil edecek kıvama gelin” diyerek Ermeni Meselesine dair bibliyografya mı tavsiye etsek?

Gerçi, bu tavsiye etmeyi düşündüğümüz eserleri okudukça “aydınlık ruhlarını” uzun süreli karanlığa mahkûm etmek istediğimiz fikrine kapılmaları muhtemel olduğundan, okumalarını rica yerine, tarihin içinde uzun atlayarak izlenen siyaseti, (unuttuklarını/unutturulduklarını varsayarak) 4 madde ile özetleyelim.

1) 14 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu, Ermeniler tarafından iddia edildiği gibi Türk Hükümetinin kendilerine zulüm yapmak isteğinden değil, silahsız sivil halkı(içlerinde Ermeni komitelerinden zarar gören Ermeni vatandaşları da olmak üzere)ve Osmanlı ordusunu cephe arkasından vurmak isteyen komiteci Ermenilerden korumak maksatlı çıkarıldı.

2) Tehcir Kanunu ile olayların önüne geçilip bir süre sükût eden fakat Mondros Mütarekesinden sonra yeniden ortaya çıkarılan Ermeni emellerinin temsilcilerinden Bogos Nubar, Şubat 1919 da Paris Barış Konferansına verdiği muhtırada “ Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas ve Erzurum’dan başka Trabzon’u da (kurulacak Ermeni Cumhuriyeti’nin devamı için Karadeniz’de bir limana ihtiyaç duyulması sebebiyle) istedi.

3)Londra Konferansı’nda ve San Remo Konferansı’nda görüşmeye açılan Ermeni Meselesi’nde Amerika’nın görüşü Trabzon’u da kapsayan geniş bir Ermenistan’dan yana iken, Doğu ve Karadeniz illeri üzerinde Ermeni ve Rumların(Pontus) amaçlarının çatışması meseleyi askıya aldırdı.

4) Sözde “Ermeni Soykırımı” Türkiye Cumhuriyeti’nin hem itibarını zedelemek hem de daha evvel vasıl olunamayan “Büyük Ermenistan” hülyasını yeniden dünya kamuoyunun dikkatine sunup, uluslararası baskı ile hukuki meşrulaştırma yönteminden başka bir şey değildir. Daha anlaşılır ifade ile; Türkiye’nin Doğu toprakları üzerinde muhtar bir Ermeni idaresini kurma emeline heves eden geçmişten günümüze Rusya, İngiltere, Fransa, A.B.D…vb gibi emperyalist ulus, kurum ve kuruluşların niyeti, sözde soykırımı dünya kamuoyuna tanıtarak fiili işgale gerek kalmadan gelip o topraklarda oturmaktır.

Bugün gelinen noktada ne yazık ki; ne bu soruların ne de cevapların kimse için bir değeri ve anlamı yok. İster arşiv belgelerine, tanıkların anlatımına dayalı cevaplansınlar isterse bilgisiz, belgesiz. Çünkü bu mevzu Tarihin mutfağından çıkarılıp, siyasetin, diplomasinin mutfağına sokulalı çok oldu. Haliyle her çeşit malzemeyi, dilenen damak tadında harmanlayıp pişirmek serbest. Bu noktada hani olur da siyaseten de olsa gaflete düşüp “özür dileyenler” safında yer alınırsa, arşiv belgelerini yakıp, tanıkların beyanlarını yırtmadan, Ermeni lobilerinden “özrünüz kabahatinizden büyük” sözüne muhatap kılınmaktan başka varılacak yer de yoktur.

Hâsılı, iş bu mesele ne özür dilemekle ne de özür dilenmekle geçiştirilecek gibi değil, çok daha derin…















Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 2 yorum yapılmış )

kan uykusu [ 2008/12/21 11:04 ]
Anlatmışsınız çok güzel de bu millet okumaz ne yazık ki bilmiyoruz;sürü olursak güden çok olur!!!! Niye katledilmiş Türklerin hakkını arayalım ki önce ermenilerin haksızlığını hak gibi savunmak varken değil mi ama niye derine dalalım ki ---- vurun alnımıza soykırımcı lekesini, alaşağı edelim Türk milletini,her bir yandan vurun bu gemi batarsa nasıl olsa Türk'te batar Türk dünyasıda Müslüman dünyasıda amirali batırsınlar: diğerleri kolay nasıl olsa ... ama bu millet kan uykusundan uyanıp bir Seyit Onbaşı çıkarır elbet,
suat [ 2008/12/19 16:25 ]
haklısınız siyasetin bir konusu oldu.teşekkürler

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.12 -  Boya boya çek
 2009.02.07 -  Tersi ve Yüzü
 2009.01.25 -  Sıra Bize de Gelir mi?
 2009.01.07 -  “Nasıl Zulmedebiliyorlar” Demeyin
 2008.12.29 -  Anlayan Beri Gelsin
 2008.12.19 -  Nakaratı 24 Nisan 1915
 2008.12.10 -  Ön-söz
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com