:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Sıra Bize de Gelir mi? 
Huriye Karnap   ( karnap@mynet.com )



İsrail’in Gazze’de uyguladığı teröre karşı kitleleri duyarlı kılan dini, sosyal ve siyasi sebeplerin yanında psikolojik bir etken de var/dı. Bu psikolojiyi hem kendi üzerimizden hem de görsel ve yazılı basına akseden haberlerden somut bir şekilde gözlemlemek mümkün. Bu içsel ahvali genel olarak bir isim altında tanımlamaya gidersek bunun bir “empati kurmak ” olduğunu söylemekte bir sakınca yoktur, sanırız. Atılan her bomba, sıkılan her kurşun neticesi can veren, yaralanan, evi, iş yeri, okulu, hastanesi… vs. tarumar edilen Gazzeli’lerin duygularıyla hemhâl olup merhamet etmenin yanında “bizim de başımıza böyle bir felaket gelebilir” düşüncesiyle, ihtiyaç duyulabilecek giyim, gıda ve sıhhi malzeme yardımı elden geldiğince yapılırken, hem kendimizin hem de oradaki kardeşlerimizin muhafazasına dair dualar edildi, temennilerde bulunuldu. Kendimizi onların yerine koyduğumuz bu hissin yanına belli belirsiz bir soru da zihinlerde takılı kalmadı değil; idealleri ile menfaatleri aynı çizgide seyreden İsrail Devleti ve yandaşlarından benzeri bir kan emiciliğe biz de maruz kalır mıyız?

Bu soruya “hayır, biz ABD’nin müttefikiyiz”, “Türkiye güçlü bir devlettir, buna cesaret edemezler”, “jeopolitik konumumuz onları bu küstahlığa sevk etmez”..vs. gibi beylik cevaplar verilebilirse de bugünden geriye doğru sayfaları çevirdiğimizde bu tür cevaplara iştirak etmenin büyük bir yanılgıyla sonuçlanacağı kanaatindeyiz.Bugün için belki direkt bir “işgal” söz konusu olmaz ama basiretsizliklerin biriktirilip kullanılmasıyla pekâla o güçlü görünen yapı zaafa uğratılabilir.

Söylemek istediğimizi tarihin süzgecinden geçirip şu şekilde demleyelim.

İsrail’in “vaad edilmiş topraklar” olarak kabul ettiği ve bu uğurda hırpaladığı ve hırpalamaya devam edeceği bölge sadece Filistin değil. Muharref Tevrat’taki;”Nil nehrinden, Fırat ırmağına kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim.”(Tekvin 16/12) hükmü, ülkemizin Doğu Anadolu topraklarını da “Kutsal Yahudi Yurdu”nun sınırlarına dâhil eder.

Siyonizm’in bu maksadı gizli olmamakla beraber fiiliyatta pasif de değildir. Yakın Tarihin siyasi arenasına göz gezdirdiğimizde Osmanlı Devleti’ni olduğu kadar bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de ilgilendiren Ermeni Meselesi ve Kürt Meselesi birbiriyle son derece alâkalıdır. Balkanlarda çıkan isyanları kullananlarca suni bir şekilde ortaya çıkarılan ve tehcirin akabinde bir müddet susturulan Ermeni faaliyetlerinin ardından “Kürt Meselesi” ilavesiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu toprakları “koz kullanma sahası” haline dönüştürüldü. Bu maksatla İsrail, devlet politikası gereği Kürt isyancılarını ve Ermenileri zaman zaman tabii müttefiki kabul etti. İsrailli subayların Kuzey Irak’ta Kürt peşmergeleri eğittikleri, PKK’ya lojistik destek ve istihbarat kursları verdikleri, İsrail Parlamentosu’nun sözde “Ermeni Soykırımı”nı tanımayı vazife telakki ettiği aşikâr gerçeklerdendir. Bununla beraber bazı kimlikleri Kürtçülük ve Ermeni faaliyetleri amacına hizmet de ettirmişlerdir. Bu kişiler arasında siyaseten en meşhurları; baba-oğul Barzaniler, Karman Ali Bedirhan ve Teoder Herzel’i “peygamber” olarak tanımlayan, Peygamber Efendimize karşı kullandığı edepsiz dilden dolayı “Allah düşmanı” manasında “Adüvvullah” diye nam salan İttihatçı Abdullah Cevdet’tir.

1800’lü yıllarda Kürtlerin Ermenilerle beraber hareket etmesini sağlamak amacıyla Kürt menşeini Ermenilere dayandırmak için çeşitli efsaneler üretilmiş ve o efsaneler bağlamında sözüm ona bilimsel çalışmalar yapılmıştır Bu şekilde bir yandan Kürtlere uyduruk bir tarih ve kültür oluşturulurken diğer taraftan Ermenilerle beraber isyan etmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Hatta yukarıda adı geçen Abdullah Cevdet(ki aynı zamanda Taşnak müntesibidir) Kürtlere hitaben “ Türkleri tutuyorsunuz, Ermenilere karşı çıkıyorsunuz ahmaklar, hâlbuki birleşmenizde fayda vardır” diyordu.

Ne var ki, bu tür girişimlerle Kürt ve Ermeni Meselelerinin arkasında duranlar,Doğu toprakları üzerinde amaçlarının çatışmasından dolayı teşebbüslerini askıya almak zorunda kalmışlardır. Bugün de iki mesele birden gündem de tutulup basın yayın, aydın-baydın takımı kullanılarak bir yanıyla duygu sömürüsü diğer yanıyla terörün verdiği psikolojik baskı ile hiç zahmete girmeden “siz, kendi elinizle o toprakları bize verin” diyorlar.

Tarihi hafızamız bu kadar açık ve netken İsrail’in hedeflediği misyona ulaşma girişimleri, dünya siyaseti genelinde tedavülden kalkmış gibi görünse de öyle değil; sadece esfelisâfilin yolcularının münferit ve sinsi fiilleriyle sınırlıdır. Tüm bu nedenlerle yani olayların bir bölümüne bakıp sonuca varmak yerine, bütünü değerlendirmeye aldığımızda “sıra bize de gelir mi?” sorusunun cevabını “biz sıradan hiç çıkmadık, henüz zamanını denk düşüremediler” şeklinde verebiliyoruz.
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 4 yorum yapılmış )

tarık [ 2009/02/14 19:01 ]
''... Buna bir 15 sene daha ilave edin. Şimdiye kadar yapılana 15 yıl daha ekleyin. TC’nin ömrü ilk on senede ve 1973’den sonra sıkışıktı. Ama şimdi diyorlar ki en azından bir 15 sene daha bir sıkışıklık, bir sıkıntı yok. Miladi olarak 2007’deyiz, 15 eklersek 2022’ye denk geliyor. Bak, 100 seneye denk geliyor, gördün mü?..'' İsmet İnönü Lozan ın akabinde ''Bir yüzyıl daha kazandık'' demiş.Şayet böyleyse bu yüzyıl miadını doldurmak üzere ve bizler de bu gerçeği bırakın görmeyi emarelerinden bile gafiliz.
tarık [ 2009/02/14 18:52 ]
''...Yani böyle sonuçların alınması için yapılan seyahat sırasında uzunca bir mola verildi. Önceliğin Orta-Doğu haritasına verilmesi, ömrünü kâr peşinde koşarak tüketenlerin azamî kârının teminatıdır. Şu anda Türkiye, Lübnan için İsrail neyse Irak için “o” olması pozisyonuna sokuldu. Tersinden söylersek, Türkiye’yi, İsrail için Lübnan neyse Türkiye için Irak “o”dur durumuna getirdiler. Bu konuda dünya ölçüsünde bir konsensüs sağlandı. Avrupa birliğinin şampiyonları Türkiye’nin duhul tarihini 2030 olarak göstermişlerdi. Bulanık kalan bir tek mesele, bu arada bize, otları, itleri, insanlarıyla ülkede yaşayanlara ne olacağı meselesi. Planlar başarıyla uygulanabilirse, bizler de Türkiye’de esas vatandaşların Yahudiler olduğu bir 15 sene daha yaşayacağız. Süreç boyunca Türkiye’de yaşayan insanlar, Yahudilerin işini kolaylaştırdıkları oranda itibar ve mevkii sahibi olacak. Bunu bilen biliyor ve zaten işini şimdiden ona göre ayarlamış durumda. Rota ehven. En azından şu anda para ve yer kapma metodu bakımından bir sarsıntı, bir sıkışıklık yok. Bu arada birçok şey konuşulacak: Kürtçe eğitim dili olsun mu falan filan. Kimileri evet diyecek, kimileri hayır diyecek.Biz ne yapacağız bu arada. Niye İstiklâl Marşı Derneği’ni kurduk? Bizden istenmeyen bir cüretkârlıktı İstiklâl Marşı Derneği’ni kurmak. Oysa istenen derneğin hiçbir cüretkâr tarafının bulunmamasıydı. Bizden rahatsız olanların bizdeki cüretkârlığı söndürmesi, önemsizleştirmesi de herhalde zor değil. Bunu fark edecek kadar aklım başımda ve ayaklarım yere basıyor. Şimdiye kadar nasıl bir hayat yaşandı Türkiye’de? Pratik olarak Türkiye’nin, sadece bu memleketin, dünyada yürütülmekte olan işler dolayısıyla mümtaz bir pozisyonu benimsemesi yönünü yok edenlerin bütün vazifelerini yapmış olma hissiyle dopdolu oldukları bir hayat yaşandı Türkiye’de. Cumhuriyetin ilanından itibaren “meşruiyet” Türkiye’nin bünyevî bir dönüşüm geçirmesine engel olanların inhisarındadır...'' Bir üstündeki yorumdan devam et!
tarık [ 2009/02/14 18:49 ]
''...Tüm bu nedenlerle yani olayların bir bölümüne bakıp sonuca varmak yerine, bütünü değerlendirmeye aldığımızda “sıra bize de gelir mi?” sorusunun cevabını “biz sıradan hiç çıkmadık, henüz zamanını denk düşüremediler” şeklinde verebiliyoruz.'' Bu saptamınıza koşut değerlendirmelerinizi an be an gündeminizin ilk sırasına koyup konu etmelisiniz bence.Geçenlerde İsmet Özel Bey in saymayan sayılmaz-1 konuşmasının metnini gözden geçirirken okuduğum şeyler oldukça manidar geldi bana,bunu sizinle paylaşmak isterim:''...Geldiğimiz nokta Misâk- Millî sınırları dahilindeki Kuzey Irak’a bir operasyon yapılıp yapımayacağı, bunun kısa vadede gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, kapsama alanının nasıl tayin edileceği noktasıdır. Tıpkı 1964 yılında Kıbrıs’a çıkartma yapılmak istenip de ABD’den gelen mektupla bunun yapılamayışına benzer bir durum içindeyiz şu anda. Kıbrıs çıkarması andığım tarihten tam on yıl sonra ve bir fırsatın kullanılması ile gerçekleşmiştir. O fırsatın ülke içinden ve ülke dışından hangi imkânlar dolayısıyla ele geçtiği iyi tahlil edilmelidir. Biz Kıbrıs olayıyla Kürdistan meselesini aynı düzlemde kavrama mecburiyeti ile yüzyüze gelmişsek, demek ki, biz şu an Kürdistan itibariyle 1964’deyiz. On sene sonra bu işin nasıl tezahür edeceğine dikkat kesilebiliriz. Peki ne oluyor? Şu oluyor ağabeyler: Şu anda bir iş yattı. Hangi iş? Uzun yıllar var ki Türkiye Cumhuriyeti kıyafetindeki bir Türkiye’nin haritadan silinmesinden bahsediyorum. Türkiye haritadan silinecek olursa, biz Türklerin yaşadığı topraklara hangi kıyafetlerin yakıştırılacağı meselesi, insanların gözünün o kıyafetlere alışmasıyla sıkı sıkıya bağımlı. Kıbrıs’a 1964’teki teşebbüs vuku bulsaydı kim bilir neler olacaktı; ama olmadı. Topraklarımızda bir Türk-Yunan konfederasyonu tesis etmek, Türk topraklarından Büyük Kafkas Konfederasyonu dahilinde yer tutmak kastı ile bir hisse koparmak; bu yöndeki bütün beklentiler 15 sene sonrasına ertelendi...'' Bir üstündeki yorumdan devam et!
tarık [ 2009/02/14 18:20 ]
Abdullah cevdet in ittihatçılığına yaptığınız vurgu umarım ittihatçıların menfur varlıklar oldukları anlamına gelmiyordur.Çünkü bir çokları tavzih ve takdir edemese de ittihatçılar medar-ı iftiharımız olabilecek inanılmaz özverileriyle büyük işler başarmışlardır.Biraz hassasiyet lütfen...

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.12 -  Boya boya çek
 2009.02.07 -  Tersi ve Yüzü
 2009.01.25 -  Sıra Bize de Gelir mi?
 2009.01.07 -  “Nasıl Zulmedebiliyorlar” Demeyin
 2008.12.29 -  Anlayan Beri Gelsin
 2008.12.19 -  Nakaratı 24 Nisan 1915
 2008.12.10 -  Ön-söz
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com