:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Üsküdar Vakası ve İlahiyatçılar  
Mustafa Kara   ( mustafakaraa@gmail.com  )



‘Dinde Reform’ çok küçük bir malzemenin bulunmasıyla bile tartışmaya açılması basitleşen, harareti bazen azalsa da, güncelliğini kaybetmeyen bir konu haline geldi.

Fransızca bir kelime olan “reform” daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik anlamına geliyor. Kelimenin içi Almanya’da doğan, dalga dalga Fransa ve İngiltere’ye yayılan Rönesans tabanlı, hümanist karakterli hareketin anlatımıyla dolduruluyor. Öyleyse önce Avrupa’daki reform hareketinin bilinmesi gerekiyor.

Avrupa’daki reform hareketleri, 16. yüzyılda Rönesans’ın estirdiği hür düşüncenin etkisiyle Katolik âlemindeki Hıristiyanların, papazların dini hükümlere aykırı bir hayat sürdükleri ve onları kendi kurallarına boyun eğdirmek gerektiği düşüncesine kapılmalarıyla başlıyor. Bu düşünceden hareketle de Katolik Kilisesi’nin itikat ve nizamlarında değişiklik ya da başka bir deyişle ‘ıslahat’ yapılıyor. Avrupa’nın yaşadığı bu hareketin dini ve ekonomik sebeplerinin yanı sıra Rönesans’la birlikte pozitif düşüncede yaşanan gelişme ve hümanizma ile Endülüjans meselesinin etkisi de yer alıyor.

Türkiye’nin hararetli gündeminin ilk sıralarında yer alan Ilımlı İslam, İslami Kalvenistler, Protestan Müslümanlık, Amerikan tarzı dindarlık tartışmaları da ‘dinde reform’ ya da ‘İslam’ı modernize etme’ tartışmalarının alt başlıkları…

Sıkça konuşulmasında en büyük etkenin ‘küreselleşme’ olduğu zengin içerikli, tarihsel ve dinsel boyutlara sahip bu konular Üsküdar Subaşı Camii’nde başı açık şekilde erkeklerle yan yana namaz kılan kadınların fotoğraflarının gazetelerde yer almasıyla yeniden alevlendi.

Subaşı Camii’nde, içlerinde Zapsu ailesinin gelinin de bulunduğu, başı açık bayanların erkeklerle aynı safta namaz kılmalarının ‘dinde reform’ tartışmalarıyla bağı bugüne kadar bilenen ve sürdürülen İslami itikat ve nizamla bir ilgisinin bulunmaması. Yani bu bayanlar ya ‘saf’ bir dini inançla kurallarını bilmedikleri ibadeti, doğru kabul ettikleri şekilde ifa etme gayreti içindeler ya da vahiy aracılığıyla edinilmiş ve peygamber öğretisiyle şekil verilmiş bilgilere karşı çıkarak, organize bir hareketle bunları eleştiriye açma gayreti gösteriyorlar.

Son günlerde çokça tartışılan bu konu üzerinde bence ön güzel tespiti Sami Hocaoğlu yaptı. Yazar Yeni Şafak’taki “Yeni Oryantalizm, eski oyun” başlıklı yazısında şunları belirtti: “Eski oryantalizm, Müslümanların dışında üretiliyordu. Yeni Oryantalizm, Müslümanların içinde üretiliyor. Eski Oryantalizm’i üretenler, sömürenlerin içinden çıkıyordu. Yeni Oryantalizm’i üretenler, sömürüye maruz kalanların içinden çıkıyor. Eskisi ile yenisi arasındaki fark bu. Oryantalizm, Batı tekebbürünün, ilmi bir disiplin kisvesi altında tecessüm etmiş şekliydi. Küstahça bir bencillik üzerinde boy verdi. Kendi dışındakini “ötekileştirme” üzerine kurgulandı. Tanımaya değil, tanımlamaya dayalıydı; tanımlamaya ve nesnelleştirmeye. Bu yüzden Oryantalizm, Meriç’in yerinde tespitiyle, ‘sömürgeciliğin keşif kolu’ oldu”

İslam dininin itikat ve nizamları üzerinde tartışmaları yoğunlaşan Üsküdar hadisesi üzerine Sami Hocaoğlu’nun yaptığı bu tespit işin tarihsel boyutunu gözler önüne seriyor. Konunun dini yönden de irdelenmesi gerekiyor. Bunu ilahiyatçı münevverlerin yapması lazım. Ancak onlar neredeler? Niye birisi çıkıp da İslam’ın söylemsel gücünü de kullanarak, “Bu yapılan doğrudur veya yanlıştır” diye bağırıp, işin aslını ortaya koymaktan çekiniyor? Dini savaşların bitmediği bir yüzyılda insanların kutsal değerlerinin telkine açık hale getirilmesine neden göz yumuyorlar? Neden bir İlahiyat fakültesinin bütün profesörleri bu konuda ortak bir açıklama yapamıyor?

Herhalde bizim İlahiyatçılarımız hala “tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan?” sorusuna cevap arıyor.
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 1 yorum yapılmış )

Muzaffer [ 2006/02/01 21:45 ]
Şunu belirtmek isterim öncelikle. hayatımıza yeni yeni kavramlar girdi. İslami protestanlık, kalvinistlik gibi. Öncelikle şunu söyleyeyim. Peygamberimizden bugüne kadar hiçbir dönemde hristiyanlık gibi on binlerce insanı engizisyon diye adlandırılan kıyım mahkemelerinde yargılayıp asmadı yada kesmedi. Bilim adamları yaptıklar nedeniyle aforoz edilip idam edilmedi. İnsanlara para karşılığı günah silme işlemi yapılmadı. İslamiyet en güzel ve doğru dindi. bu yüzden değişmedi. Şunu bilsinler ki kimsenin gücü de değiştirmeye yetmez. Herkes ibadetini istediği gibi yapsın ama kameraları gazetecileri çağırıp reklam ibadet yapıp ortalığı bulandırmasın. Mustafa kardeşim yine döktürmüşsün. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2007.01.29 -  2 önemli konu
 2006.11.27 -  Ziya Gökalp ve Felsefe Dersleri
 2006.10.16 -  Birinci tehdit
 2006.09.04 -  Konya’nın Meydanı neresi?
 2006.08.12 -  Ortadoğu’ya Londra’dan bakmak
 2006.07.06 -  Joan Baez'de gelsin
 2006.06.05 -  Sosyal Demokratlar nereye koşuyor?
 2006.05.09 -  Sarısını yitirdi Fener
 2006.04.07 -  "Kudret” Meselesi
 2006.03.14 -  Akif’in Oğlu
 2006.02.28 -  28 Şubat’la Yüzleşmek
 2006.02.14 -  Cemal Kutay ve Tarihçilerimiz
 2006.01.31 -  Üsküdar Vakası ve İlahiyatçılar
 2006.01.24 -  Kaybedilen ne? Futbol mu seçim mi?
 2006.01.18 -  Türkiye tarihin neresinde?
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com