:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Sosyal Demokratlar nereye koşuyor? 
Mustafa Kara   ( mustafakaraa@gmail.com  )

Sosyal demokrasi bütün dünyada “demokratik düzen içerisinde; çalışanlardan, ezilen ve dışlanan toplum kesimlerinden yana bir iktidarın oluşmasını amaçlayan Marksist kökenli bir düşünce akımı” olarak bilinir. Peki ya Türkiye’de?
Aydınlanma ve sanayi devrimini başaramamış Türkiye’de sosyal demokrat düşünce akımının doğal olarak Avrupa’daki gibi uzun bir geçmişi yok.

İsmet İnönü’nün 1965’teki meşhur “Ortanın Solu” söylemiyle ortaya çıkan sosyal demokrat akımı, CHP’yi 1970'li yıllarda iktidar yaptı. Ancak “sosyal demokrat” vizyonlu bu iktidar deneyimi pekte başarılı olmadı. Parti, bu yeni vizyonunun gerçek bir muhasebesini bile yapamadan diğer partilerle birlikte 12 Eylül’e takıldı.

Ara dönem ve sonrası da bölünmüş sol’un iç çatışmalarıyla geçti.

1980 ve sonrasında Avrupa’da sosyal demokrat hareket büyük bir ivme kazanırken, AB’ye üye 13 ülkenin iktidarına “sol” partiler gelirken, Türkiye’de iktidara aday her zaman bir sağ parti oldu ama solda öyle bir yükseliş gerçekleşmedi. Çünkü sol ne ezilenlerden ne de dışlanan toplum kesimlerinden yana bir tutum sergiledi. Zaten öyle olsaydı bugün ülke gündemi “başörtüsü” diye bir sorunla meşgul olmazdı. Sosyal demokrat olduklarını iddia edenler gerçekten ‘sosyal demokrat’ olabilselerdi Çankaya Köşkü’nde, Kocatepe’nin avlusunda ve neresi olduğunu hala kavrayamadığım, cehaletimi bağışlayın, ‘kamusal’ alanda; ister bir simge olarak, isterse inançları gereği başörtüsü takanlara en azından küçük bir saygı gösterirlerdi.

Neydi Sosyal Demokrasi?
Demokratik düzen içerisinde; çalışanlardan, ezilen ve dışlanan toplum kesimlerinden yana bir iktidarın oluşmasını amaçlayan düşünce akımı”

- Türkiye’de bugün dışlanan bir kesim var mı?
Evet
- Kimdir bunlar?
Başörtülüler
- Sosyal Demokratlar(!)’ın bu konudaki tutumu ne?
Görmüyor musunuz?

Türkiye’de gerçekten de fikri anlamda önemli bir “sol” potansiyelin olduğunu biliyoruz. Ancak bu potansiyel, ülkede gerginlik üretmeyi ve insanlar arasında cepheleşme yaratarak onları çatışma ortamına sürüklemeyi alışkanlık haline getiren siyasetçiler nedeniyle kullanılamıyor. Bir ‘sol’ iktidar alternatifi oluşturulamıyor. Bu da demokrasinin bir ayağını hep topallatıyor.

1998’deki “Anadolu solu” söylemiyle partisini barajın altına iten Deniz Baykal, şimdi “CHP’yi merkez sağa açacağız” diyor. Yani, CHP’yi yine barajın altında günler bekliyor.

Fehmi Koru, “Baykal politikayı biliyor” diyor ama bence yanılıyor. Baykal ne politikayı ne de savunduğu fikir akımını biliyor.

Sorun Baykal’ın CHP’sinin sağa açılmasında değil, sola açılamamasında…

CHP biran önce sola açılmaya başlamalı.

Bu konuda yeterince geç kaldı.

Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 4 yorum yapılmış )

gforce [ 2006/07/06 10:04 ]
Denizde bir kayık ve birde adam var. DENİZ deki adam kayığa binmeye çalışıyor ama bir türlü bunu beceremiyor. En nihayetinde kayığa alınmayınca kayığı alttan delmeye başlıyor... Solun durumu arkadaşlar, başka izahat yok gibime geliyor... Saygılarımla
NİHAT [ 2006/06/19 13:09 ]
YENİ YAZILARINIZI BEKLİYORUZ MUSTAFA KARA
Vatandaş [ 2006/06/06 17:32 ]
Sol denilen kavram ülkemize 1960 lı yıllarda girdi ama giriş amacı dünyanın diğer ülkelerindeki gibi ezilen halkın hakkını savunmak değil bu kesimlere şirin gözükerek oy almak içindi. Gerçekten sosyal demokrasiyi savunan bir parti olsaydı Türkiye'de, şuan yaşanan olayın belki bir çoğu olmazdı. Baş örtüsü meselesi ise bazılarının sırf oy almak için ortaya attığı, bazılarının da sırf onlara gıcıklık olsun diye hortlattığı bu sorun yüzünden gerçekten dini gereği takanlar mağdur oldu. Bunların maduriyeti giderilmelidir. CHP kurulduğu zaman sol bir parti olarak kurulmadı, bazıları sonradan böye bir yakıştırma yaptı bence. Ama Atatürk'ün kurduğu bir partinin bu hale gelmesi inanın yüreğimi acıtıyor
yasir [ 2006/06/05 18:27 ]
Yazınızı durum tespiti açısından zevkle okudum. Ama anladığım kadarıyla siz daha çok bu fraksiyonun dışındasınız. Bence birzada öz eleştiri yaparak yani Konya'da mevcut olan ve daha önce daha hakim olan hakim düşünce yapılarıyla ilgili eleştirel yazı yazmanız çok daha güzel olacaktır.
Eleştirmek geliştirmenin en büyük tetikçisidir:)

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2007.01.29 -  2 önemli konu
 2006.11.27 -  Ziya Gökalp ve Felsefe Dersleri
 2006.10.16 -  Birinci tehdit
 2006.09.04 -  Konya’nın Meydanı neresi?
 2006.08.12 -  Ortadoğu’ya Londra’dan bakmak
 2006.07.06 -  Joan Baez'de gelsin
 2006.06.05 -  Sosyal Demokratlar nereye koşuyor?
 2006.05.09 -  Sarısını yitirdi Fener
 2006.04.07 -  "Kudret” Meselesi
 2006.03.14 -  Akif’in Oğlu
 2006.02.28 -  28 Şubat’la Yüzleşmek
 2006.02.14 -  Cemal Kutay ve Tarihçilerimiz
 2006.01.31 -  Üsküdar Vakası ve İlahiyatçılar
 2006.01.24 -  Kaybedilen ne? Futbol mu seçim mi?
 2006.01.18 -  Türkiye tarihin neresinde?
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com