:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

KONYA’DA ÇEYREK ASIR (I) 
H.Tekin Gökmenoğlu   ( htgokmen@hotmail.com )

Zihnimde ilk Konya fikrinin oluşması 38 yıl önce ilkokul 2. sınıf öğrencisi iken, Türkçe kitabımızdaki bir okuma parçası sayesinde olmuştu. Konya’dan 570 km uzakta, doğduğum yer değil ama merhum babamın memuriyeti vesilesiyle bulunduğumuz ilimizin yakın bir ilçesinin köyünde idim.
Bu okuma parçası, aslen Konyalı olup İstanbul’da yaşayan bir aile ve çocuğuna , Konya’daki amca tarafından yazılmış bir mektubu aktarıyordu. Eğer o kitaplar Kastamonu’da benim okuduğum dönemde Konya’da da okutulmuş ise, bizim jenerasyondan bu okuma parçasını, benim kadar hafızası güçlü (!) olanlardan mutlaka hatırlayanlar çıkacaktır.
Mektupta, Konya’daki amca, İstanbul’daki küçük yeğenini yaz tatilinde Konya’ya davet ediyordu. Meram Ekspresi’ne binip gelmesini istiyordu amcası. Yengesi de onun Meram Bağları’nda tertemiz hava alıp gürbüzleşeceğinden söz ediyordu.
Konya’nın “Meram Bağları” tabiri, birçok kimseden farklı olarak Mevlana’dan da önce zihnime böylece ilk defa kazılmıştı. Ama o zamanki hayal gücümle Meram Bağları ile kendi köyümüzdeki yine merhum dedemin yaklaşık iki dönümlük (Konya dönümü değil) üzüm bağını mukayese ediyor, -ben de yaz gelince dedemin bağına giderim- diye belki de şuur altındaki bir kıskançlıkla kendi kendime avunuyordum. Bağ deyince bizim memlekette akla sadece asma çubuklarının dikili olduğu üzüm bahçesi gelir. Böylece yıllar geçti. Babam her sene yılbaşında o yılların gerçekten de en kaliteli takvimi olan Resimli Ülkü Takvimi alırdı. O takvimin yapraklarında, hemen her ilimizden çekilmiş renkli resimler vardı. Belki de Aralık ayının “şeb-i arusa “ denk gelen yaprağında Mevlana türbesinin Yeşil Kubbesi’nin fotoğrafı olurdu. Artık ne zaman Konya sözü geçse onu o resim ile hayal eder olmuştum.
Yine yıllar geçti
Konya’ya gelmek üzere Ankara’dan otobüse bindiğimde 1978 yılının ekim ayı idi. Fen Edebiyat Fakültesine ön kayıt yaptırmaya geliyordum. Lisede oldukça başarılı bir öğrenci olmama rağmen üniversite sınavında yaptığım tercihlerden hiçbirini tutturamamıştım. Çünkü sınava ODTÜ de girmiş, can korkusuyla 3.5 saatlik sınavdan bir saat önce çıkmıştım. Üstelik o gece de hiç uyuyamadan sınava girmiştim. Nasıl uyursun! Bir gün önce sınav yerine bakmaya gidilir ya, gittik. Eskişehir yolundaki ana kapıdan girip Mühendislik Merkez binaya varıncaya kadar, takriben 1.5 km lik yolda “sol”un tüm fraksiyonlarının almak zorunda olduğum ve atamadığım bildiriler bir poşeti doldurabilirdi. Sınav sabahı da aynı manzara tekrarlandı. O psikoloji ve şartlar içinde sınavda iki buçuk saat bile iyi durmuştum. O şartları şimdiki gençlerimiz tahayyül bile etmesinler. Zira o zamanlar bildiri dağıtma, demokratik bir propaganda ve bilgilendirme amaçlı olmaktan çok, hakim olduğu yerlerde fiziki güç gösterisi amaçlı yapılırdı.
Konya yolculuğu sayesinde Ankara’nın bir yüzünü daha görmüştüm. Ankara’ya memleketten geliş ve gidişim hep İstanbul yolu üzerinden olduğu için Ankara’da henüz gecekondu görmemiştim. Şimdi hemen hepsinin yıkılıp yeni lüks apartmanların yapıldığı Balgat ve Dikmen yamaçlarındaki gecekondulara hayret etmiştim
Bir de, -hala hatırladıkça gülerim- yol boyu gördüğüm uçsuz bucaksız arazide tek bir ağacın dahi olmadığını fark edip, kendi kendime –ya burada ekin biçen insanlar yorulunca hangi gölgeye oturup da dinlenirler acaba- diye derin derin düşünmüştüm ve hallerine acımıştım. Çünkü benim büyüdüğüm köyde her tarla mutlaka sadece tırpanlarla biçilir ve her birinin sınırında mutlaka ağaç vardır, ya da tarlalar ormana kadar dayanır. Belki biçerdöveri duymuştum ama bu bilgi teorik boyutta kaldığı için “bu derin düşünceme” engel olamamıştı.
Konya’ya geldik, şimdiki Kule Sitenin bulunduğu yerde terminalde inince aynı amaçla gelen birkaç kişin -Fen Edebiyat Fakültesine nasıl gidilir?-diye etrafa sorduğunu duydum. Onlara takıldım, birleşip bir taksi tuttuk ve Zindankale’de şimdiki Mareşal Mustafa Kemal İlköğretim Okulunun bulunduğu yerde eğitim-öğretim sürdüren fakülte binasına geldik. Bahçeye girdik ama elinde telsizli polisler bizi içeri sokmadı. “Kenara çekilin! Karşıt görüşlü öğrenciler geliyor dedi. Polis bu tabirle hangi görüşü kastediyordu bilmiyordum. Beraber taksi tuttuğumuz yanımdaki yabancı arkadaşların görüşlerini de anlayamamıştım. Yaklaşık yarım saat geçtikten sonra elli kişilik kadar bir öğrenci grubu bahçeye girdi. Polisler şimdi maç çıkışlarında deplasman takımlarını soyunma odası tarafına geçirmediği gibi, kimseyi o grubun olduğu tarafa geçirmiyordu. Hızla binaya da girdiler. Az daha bekleyince bizim girmemize izin verdiler. Ön kayıt işimiz fazla sürmedi. Benim taksi arkadaşları dağıldı. Ben de gelmiş iken Konya’yı bir gezeyim dedim. Anıt tarafına doğru yürüdüm. Tiyatro Salonunun önünde yol kenarındaki o gün mevcut olan bilbord benzeri ilan tahtalarında İbrahim Tatlıses’in konser afişleri vardı. Sanatçının, “Ayağında Kundura” türküsüyle şöhret basamaklarına ilk adım attığı günlerdi.
Taksi ile otogardan fakülteye gelirken mesafeyi kestirmiş, yürünemeyecek kadar uzak olmadığını düşünmüştüm. Ne taksi tutmaya ne de dolmuş vs araştırmaya gerek yoktu. Sora sora otogar yürüyerek bulunabilirdi. Zaten cebimde yeterli param da yoktu. Otogar tarafına yola koyuldum. Büyükşehir Belediye binası inşaat halinde tuğla kısmı örülüyordu. Yine Nalçacı Caddesi’nde birçok apartmanın inşaatı devam ediyordu. Bitmiş apartmanların bazılarının altında traktör galerileri bulunuyordu. Belki otomobil galerileri de vardı ama “ser”de köylülük olduğu için sadece traktörler ilgimi çekmişti. İlerlerken caddenin bir o tarafına bir bu tarafına geçip galerilerdeki traktörlere bakıyor, inceliyordum Hatta gidip alacakmış gibi fiyat sormuş, “en son kaça biter?” vs şeklinde de laflar etmiştim.
Otogara ulaşıp Ankara’ya gidecek olan ilk otobüslerden birine bindim. Araçlar zil çalar çalmaz 100 metre koşusunda start verilmiş atletler gibiydi. Bu da hala yeni otogarda da devam eden Konya’ya has bir özellikti. Ama o zamanlar otobüslerin yönü çıkış tarafına dönük idi. Sonradan sanırım otobüslerin kalkıştan önce motorlarını ısıtma amaçlı çalıştırınca çıkan eksoz gazları sebebiyle, yönleri değiştirildi. Şimdi startla beraber önce bir geri manevra gerekiyor.
Bu Konya’ya ilk geliş; 2-3 saatlik kalış ve dönüşümün kısa bir hikayesi idi. Sonraki çeyrek asrın hikayesinin okunmasının ne kadar vakit alacağı telaşı, herhalde çok kıymetli okuyucuları şimdiden derinden endişelendirmiştir.(!)
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 6 yorum yapılmış )

Arachaber [ 2007/02/15 01:26 ]
Ağzına sağlık hocam yazını bir güzel okudum. Sonuna geldiğimde Konya ile ilgili bir anımı hatırlattınız. Değinmeden geçemeyeceğim Ailemle Antalya ilimize gezmeye gitmiştik. Dönüşte Konya üzerinden dönelim mevlanayı ziyaret edelim gezelim görelim dedik. 1,5 gün kaldık. Şansımıza o haftada müzeler haftasıymış ziyaret ettiğimiz yerler o hafta için ücretsiz olduğundan masrafımız az oldu.:) Gerçektende Konya çok güzel bir şehir hoşumuza gitti diyebilirim. Tek bir sıkıntısı var oda anlatacağım olaydan çıkaracaksınızdır. Dönüş zamanı yanaştı ama karnımızda açıkmıştı ne yapalım edelim derken yolda piknik yapalım düşüncesi hasıl oldu. (Bizim yörenin insanı biraz pikniğe düşkündür.) Bir markete uğradık soğuk içecekler aklımda kaldığı kadarı ile peynir zeytin meyva falan aldık yola çıktık. Sözde yol üzerinde piknik yapacağızda karnımızı doyuracağız. Az gittik uz gittik dere tepe diyemem çünkü tepe yok hep düz gittik :) zaman geçtikçe çocuklar baba karnımız açıktı diye mırıldanır hanım bir tarafta keşke bir lokantada yiyip çıksaydık der ve benim başımın etini yemeye başladılar. bende yol kenarında konaklayabileceğim ve başımızı bir gölgeye atabileceğimiz sakin bir ortam ve ağaç gölgesi için hem arabayı sürüyor hemde etrafı bakınıyordum. Evet sonunda buldum ama ne zaman, nerede ise Ankara’ya varacaktım. Ama mağlesef pikniğimizi ayakta yapmak zorunda kaldık. Gelen geçen orada piknik yapmışlar yemişler içmişler artanını oraya bırakmışlar. :( Güzel bir ağaçlandırma çalışmaları yapılırsa çok harika bir şehir olur. Bir gün yine gelmeyi düşünüyorum ama ağaçlandırma çalışması yapmadıklarını görürsem piknik yapmayacağım baştan söyleyeyim.:)
maycan [ 2007/02/13 22:25 ]
Edebi lisanınız çok hoş sayın hocam anlatımınız o günleri yaşatıyor... bense çerek asırdır niye bu şehire yerleştim ne işim var bu şehirde... derken buna cevap ararken geçenlerde İYİ Kİ KONYA'DAYIM dedim saygı ve selam ile...
KAPGAN55 [ 2007/02/13 16:52 ]
Yüreğinize sağlık... Ne diyeyim uzun yıllardır Konya'da yaşayan bir Karadenizli'nin duyguları ancak böyle ifade edilirdi her halde.. Birden 17 yıl öncesine götürdünüz beni...
Benzer şeyleri ben de hissetmiştim: Ağaçsızlık, ekin tarlasında soluklayacak gölgelik arayan insanlar ve traktör satıcıları... Yazınız, lutfen, daha çok yazınız...!
Saygıyla...
KAPGAN55 [ 2007/02/13 16:52 ]
Yüreğinize sağlık... Ne diyeyim uzun yıllardır Konya'da yaşayan bir Karadenizli'nin duyguları ancak böyle ifade edilirdi her halde.. Birden 17 yıl öncesine götürdünüz beni...
Benzer şeyleri ben de hissetmiştim: Ağaçsızlık, ekin tarlasında soluklayacak gölgelik arayan insanlar ve traktör satıcıları... Yazınız, lutfen, daha çok yazınız...!
Saygıyla...
nguney [ 2007/02/13 16:10 ]
Hocam, ellerinize saglik. Benim gibi 80'den sonra dunyaya gelen nesiller icin oldukca nostaljik ve hos bir yazi olmus. Devamini sabirsizlikla bekliyorum
Bakü [ 2007/02/13 12:58 ]
Sayın Gökmenoğlu, sizim Konya ile bu girizgahınız çok hoş olmuş. Konya'dan güzel yazılarınızı bekleriz.

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2007.07.23 -  Büyük Birlik AKP de Gerçekleşti
 2007.07.19 -  Zamane gençliği
 2007.07.06 -  Bereketli, Hareketli, Heyecanlı Temmuz
 2007.06.14 -  Bir Kazan Kaynar Su
 2007.06.05 -  Şimdi de Millet Konuşacak
 2007.05.30 -  Sınavlar ve öğrencilerin geleceği
 2007.05.22 -  Oy Kullanmayacağım!.. Ta ki…
 2007.05.15 -  Arşivini Silen- Suçundan Kaçan Anket Kurumları
 2007.05.07 -  Mumcu ve bir Temel fıkrası
 2007.05.02 -  İktidarı Vaftiz Ettiler
 2007.04.25 -  HAYIRLI OLSUN
 2007.04.17 -  BBP Ne Yaparsa, Ne Yapar?
 2007.04.10 -  Hukuksuz Siyaset
 2007.04.03 -  Halimiz ve Kutlu Doğum
 2007.03.28 -  Bugünkü Konya
 2007.03.20 -  Konyalı-Kastamonulu Çanakkale’de Şehadet Arkadaşı
 2007.03.13 -  Tescilli Konyalı
 2007.03.06 -  Yeni Vatan-ı Aslî Konya
 2007.02.27 -  Her Ay Konya-Ankara (Konya'da çeyrek asır 3)
 2007.02.20 -  Ankara'daki Konya (Konya’da Çeyrek Asır 2)
 2007.02.13 -  KONYA’DA ÇEYREK ASIR (I)
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com