:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Cesaretsiz adamın notları 2 
Memduh Nihat Ada   ( memduh_nihat@mynet.com )

Sabah sekiz. Yer, Hacı Bayram Camisinin civarındaki dolmuş durakları. Yoğun
bir keşmekeş. İnsan kalabalığı. Bir yandan dolmuşlardan inip işine
koşturanlar, börek, poğaça ve simit satanlar, alanlar ve kasketli ve ezgin
ve eprimiş elbiseler giyen siyah adamlar gurubu. Bu gurup boyacı, fayansçı
gibi piyasa tabiri ile inşaatların ince işçiliğini yapanlar ile dümdüz
ameleler.
Pazarda sergi açmış köylü kadınlarından daha kötü bir duruşları ve
görünüşleri var. Önlerinde takım ve edevat dolu olduğu çantalar ve görüntüyü
daha cazip hale getiren mala vari edevatın çantanın üzerine 'ben buyum'
dercesine konuluşu.
Yüzlerine bakıyorum. Hepsi yılgın. Hayatın yenilgi tarafında yer almış bir
siniklikte duruyorlar. ( Hakan Albayrak duysun.Bu insanlarla biraz zor olur
devrim. Bunların ışığı sönmüş! )
İşin daha acınası tarafı tüm bu insanların bir ailesi, çoluk çocuğu oluşu.
Yani sorunlu birer sorumlu olmaları. ( Ki Vehbi Koç ne kadar uğraştı
sağlığında bunlarla, aile planlaması için. Bir türlü söz dinleyen ve
yapacakları çocukları planlayan olmadılar. Hoş bu uğurda harcanan para o
çocukların sağlığı ve eğitimi için harcanmış olsaydı çok daha hayırlı bir iş
yapılmış olurdu ama Koç amca öyle düşünmüyordu! )
Boynumda kravat, elimde çanta olunca ve tabii ben başka maksatla da olsa
yüzlerinde göz gezdirince beni adamdan saydılar. ''Abi, amele mi lazım?..
boya, badana, fayans, doğrama.''
Kendime geldim. ''Yok yok sağ olun, teşekkür ederim'' dedim. Kravata, düzen
denilen düzensizliğe, köylerinden kalkıp bu Ankara denilen ucube şehre
gelenlere, ışığı sönenlere, ışığımızı söndürenlere, gece boyu ışıklarını
söndürmeyenlere, geçen arabalara her şeye küfür ettim!

Kızılay metro istasyonu. Acelem var. Yolcumu karşılamak için A.Ş.T.İ (
Otobüs Terminali ) 'ye gideceğim. Uzun bir bilet kuyruğu. Kuyruğa giriyorum.
Benim bir önümde, portakal büyüklüğündeki memelerinin azıcık bir kısmı
kapalı olan onbeş-onaltı yaşlarında bir kızcağız var. Kuyruğa girmemiş ama
teşhirci kızın yanı sıra yürüyen -onunla konuşup söyleşen, akara kikiri
yapan- aynı yaşlarda, giyinişinden öğrenci olduğu belli olan bir kızcağız
daha var. Bilet alma sırası onlara geliyor. Yok sende bozuk para var mıydı,
istersen ben alayım, ya param şuradaydı, bende bozuk para olması lazım.
Benim arkamdaki 'abaza' gençlerde işin makarasındalar. Ufaktan laf
atıyorlar. Yani herkes halinden memnun. Ben hariç.
Elimde hazır tuttuğum parayı biletçiye uzatıyorum ve bileti alıyorum.
Hanımefendiler para arama ve bulma telaşında değil gösterisindeler. Ben
bileti alıp ters ters baktım ya. Önüm sıra bilet alması gerektiği halde en
az iki dakikadır gösteri yapan küçük aşüfte, arkasındaki seyirci desteğiyle
beraber, ne dese beğenirsiniz?
''Beyefendi sıra diye bir şey var değil mi?!''
Bileti almışım. Durdum, gözlerinin en çıplak yerine baktım. Pervasız bir
tebessümle kulağına doğru eğildim.
''Evet, şimdi sıra, sana uluorta küfür etmekte ama ben sıramı
kullanmayacağım. Dikkat ette memelerin düşmesin!'' diyerek peronlara doğru
çekip gittim.

Babam. Dedesinin adını taşıyan Mustafa Onbaşı. Tam künyesi İsmetin Alinin
Mustafa'sı. Maçka'nın dürüst ve mağrur delikanlısı.Şimdilerde kendi
memleketin o dik, onurlu, tek başınalık ve bağımsızlığın simgesi Ladin
ağaçları gibi yaşayan adam. Çocukluğumun şehrine telaşlı bir uğramadayım.
Ziyaret edip elini öpmek, duasını almak isterim. Yanımdaki arkadaş ile
gidiyorum ziyaretine. Beş yıldır konuk olduğu köyden yaş taşı iki insan ile
sohbet etmekte buluyorum kendini. Gözleri ıslanıyor. Seviniyor. ''Karnın aç
mı?'' diye sormakta. Öyle gözümde yemek tütmüyorsa da babamın gönlü olsun
için ''Neyin var, koca usta?'' diye soruyor ve daha cevabını almadan,
''Yumurta var mı yumurta?!'' diyorum. Severim haşlanmış yumurtayı. Hele de köy
yumurtası olursa keyiflidir yemesi. Arkadaş yemeyecek. Üç yumurta koyuyorum
ocağa. Beş dakika oldu olmadı. ''Tamam oğlum'' diyor, ''pişmiştir yumurtalar. ''
Pişmiştir, pişmemiştir. Ya mübarek adam, yiyecek olan ben değil miyim? Bırak
istediğim kadar pişirip yiyeyim. Yok rafadan yumurta şöyle faydalıymış,
fazla pişince içinde hiçbir şey kalmazmış. Yanımda arkadaş, yanında kendi
misafirleri. Şimdi durup, ''Ya babacuğum, deduğun doğrudur da aha ben iyice
pişmiş olanını severim.'' tartışması mı yapacağım. Babamla misafirlerin
yanında tartışmayı göze alamam. O pişmemiş, cıvık cıvık üç yumurtayı yutkuna
yutkuna ve üzerine beş bardak su içerek zoraki yerim.!!! Ee babacuğum, habu
zulüm değil midir?
Ben seni tek başına denk getiririm Mustafa Onbaşı. Bak görürsün, bir saat
pişireceğum, beş yumurtayı. Sen yine anlatacasun bana rafadan yumurtanın
faziletlerini. Senin kızmandan keyif alacağum. Ee artuk bide ayran yaparsun
bana. Ellerune ve ömrüne sağlık.
Öp alnımdan da gideyum. Yolum uzun.
Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 2 yorum yapılmış )

Servet [ 2007/03/05 23:03 ]
Okuyucunun dikkatine; Menduh bey`in baslik olarak sectigi bu notlar sizi aldatmasin. Cesaretli olmak; mafya vari bir durus degil hakkiyla ve dimdik durmaktir..kimsesizlerle hicbir kuvvet ve kudreti elinde bulundurmayanlarla birlikte durmak.... türkiyeyi yöneten aptallarin mafya dizileriyle sizin cesaret anlayisinizi degistirmesine izin vermeyin
evet_isyan [ 2007/03/05 17:54 ]

böyle delirircesine akşam çökende, böyle yanarcasına külhanlarda, böyle kirli ve karanlık avurduna yumruk atmadan şehrin, ''la hevla'' çekerek çalıyı dolanırken, böyle silikon yastıklar gibi gevşek, grantik kütleler gibi taşlaşmış kalplere tükürmeden dilini ağzında hapsetmek ve kelimelere yaslanarak yaşamak az şeymidir ki Memduh bey, cesaretsiz bir adamın notları olsun tuttuğunuz kayıtlar!

yok, sabaha vakit var amma, sabahı beklemeyelim dostum, geceden yola çıkalım, azığımız pürtelaş bulutlar olsun...

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.12 -  Otur oturduğun yerde
 2008.12.12 -  Kumar oynamıyor musun?
 2008.12.02 -  Biz aşkı Orhan Gencebay’dan öğrendik...
 2008.11.25 -  Su akar yatağını bulur...‏
 2008.09.09 -  Beyaz mendil
 2008.08.16 -  Su toplayan yerimiz, neremiz?
 2008.07.31 -  Yeşil taşı arıyorum
 2008.07.19 -  Yakınlık ne anlama gelir?
 2008.07.01 -  Ben korkağın tekiyim…
 2008.06.23 -  Ninem, ağzına sağlık...‏
 2008.06.16 -  Getire getire bunu mu getirdin?
 2008.06.09 -  Esin Abla ile Halil Emmi
 2008.06.04 -  Bin kaç oluyor?
 2008.05.22 -  Ne budala bir oyun!
 2008.05.14 -  Nasıl kıskanmam?
 2008.04.22 -  Hakemi gözüm ısırıyor!..
 2008.04.08 -  Ellerimi bir çocuğa verdim...
 2008.03.31 -  Çay daveti
 2008.03.24 -  Başka cumartesi
 2008.03.19 -  Bir Zeynep vardı...
 2008.03.15 -  Bacanak kardeşim (2)
 2008.03.06 -  Bacanak kardeşim (1)
 2008.02.29 -  Gül kanayarak açar!
 2008.02.23 -  Kelam bilmeden “kelam” etmek
 2008.02.19 -  Seninle…
 2008.02.16 -  Çiçekçilere uğrayın
 2008.02.11 -  Şenlik yapılsın!...
 2008.02.08 -  Biz ona masal deriz
 2008.01.31 -  Yükseklere nişan alanlar‏
 2008.01.26 -  İnsan bolluğu
 2008.01.17 -  Bataklık bekçileri
 2008.01.09 -  Yorgancı ile kuyumcu
 2008.01.03 -  Geceler içimde hece
 2007.12.28 -  Gülüm
 2007.12.18 -  İş teklifi...
 2007.12.17 -  Korkmak...
 2007.12.12 -  Zarlar atılmıştır!
 2007.12.05 -  Sevgilim olmayan uyku
 2007.11.29 -  Bu kitaplar kaça?-2
 2007.11.19 -  Bu kitaplar kaça?-1
 2007.11.12 -  Nedir baktığın dede?
 2007.11.06 -  Meşguldüm dönemedim, yoğundum yazamadım
 2007.10.29 -  Kızım sana söylüyorum!
 2007.10.21 -  Kalbime sordum
 2007.10.15 -  Rıfat
 2007.10.08 -  Eylül, yine gel
 2007.06.18 -  Hoşçakalın
 2007.06.02 -  Yaşamak galip geliyor
 2007.05.29 -  Orman yanıyordu
 2007.05.25 -  Söyleyeceklerim Var 2
 2007.05.22 -  Söyleyeceklerim var 1
 2007.05.17 -  Üşüyorum kapama gözlerini...*
 2007.05.14 -  Siyah yıldızlar
 2007.05.10 -  Sarhoştan yağ çıkarmak
 2007.05.07 -  İnsan değil misin usta?
 2007.04.30 -  Bir başka zemin...
 2007.04.28 -  Tabanca ile gösterilen penaltı...!
 2007.04.23 -  Güller mi düşüyor gözlerinden?
 2007.04.16 -  Bazı Aşkların Ölümdür Kafiyesi"*
 2007.04.09 -  Her tebessümün kankardeşi
 2007.04.01 -  Ömrümü içine alan parantez
 2007.03.26 -  Bizim mahallenin abisi
 2007.03.19 -  Yandı,bitti,kül...
 2007.03.13 -  Meşgul görünmekten bıktım.
 2007.03.05 -  Cesaretsiz adamın notları 2
 2007.02.27 -  Cesaretsiz adamın notları 1
 2007.02.22 -  Kaç tavuğunuz var?
 2007.02.12 -  Karakış
 2007.02.05 -  Geri dön çocuk!...
 2007.01.30 -  Ya taş, ya kuş...!
 2007.01.22 -  Uykusuzluk neler yazdırıyor insana…
 2007.01.16 -  Güzel abim...
 2007.01.08 -  Güneşin kızını isteyen fare
 2006.12.25 -  Doğum günüm
 2006.12.19 -  Çıldırın!
 2006.12.09 -  Yağmurumuz var
 2006.12.04 -  Bol nahtarlı bir hikaye
 2006.11.27 -  Temayül ve uçurum
 2006.11.20 -  Yazı ve hüzün
 2006.11.13 -  Ve sen...
 2006.11.06 -  Geceydi
 2006.10.30 -  Bir Türk Dört Japon
 2006.10.26 -  Bekliyorum…
 2006.10.16 -  İnadına gülümsemek
 2006.10.11 -  Kardeşimdi...
 2006.10.09 -  Başlarken…
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com