:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Yeni Vatan-ı Aslî Konya  
H.Tekin Gökmenoğlu   ( htgokmen@hotmail.com )

Dil kursu da bitmiş, Ankara’da kalmak için resmi bir mazeret kalmamıştı. Eylül 85 de artık vatan-ı aslî olarak ikâmetgah edinmem ve Allah’ın takdir edeceği ömrümden yine takdir ettiği kadarını yaşamak üzere Konya’ya geldim. İlk birkaç gün misafir olarak tanıdıkların tanıdığı arkadaşların bekar evlerinde kaldıktan sonra evin aslî sakini olarak Dumlupınar Mahallesi Tuzgölü Sokaktaki bir daireye taşındık. Sağ olsun beni ev arkadaşlığına kabul eden o zamanlar kendisi de benim gibi Araştırma Görevlisi olan çok sevgili mükemmel insan Prof. Dr. Selman Türker idi. O binada Ziraat Fakültesinden epeyce öğrenci ve araştırma görevlisi ikamet ediyordu. Üst kat komşularımızdan biri de, bugün Ziraat Fakültesinin dekanı sayın Prof. Dr. Mustafa Önder idi. Bugün İstanbul yolunda, tramvay hattının ana bakım ve tamir şefliğinin bulunduğu o yerde barakalar halinde Ziraat Fakültesi bulunuyordu. Burası daha önce de Fen-Edebiyat Fakültesi binası olarak da hizmet vermişti. Her sabah ben Meram tarafına gelmek için o yola çıktığımda, çoğu zaman Üniversitemizin servis otobüsü de çarşı tarafından getirdiği personel ve hocaları Ziraat fakültesinin önünde indirir oluyordu. Yine o günlerin “Arş.Gör”ü çok çalışkan Prof. Dr. Bayram Sade hoca belki de uzun boyu ve dostluğumuz sayesinde hatırımda kalan servisin en devamlı yolcularından biriydi.

İlâhiyat Fakültesindeki hocalarımızın o günlerde çok hummalı bir faaliyet ve tatlı telaşları vardı. Daha önce İslam Enstitüsü olarak Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir eğitim kurumu olan fakültemiz 1982 de YÖK Kanunu ile Fakülteye dönüşmüştü. Kurucu ve bir sonraki dekanımız İlâhiyatçı değil Edebiyatçı idiler. Üniversitemiz bünyesinde de Sosyal Bilimler Enstitüsü kurulmuş ve mevzuatta yapılan bir takım düzenleme ile, eski hocalarımızın “Enstitü Öğretim Üyeliği Tezleri”, şeklen birtakım değişikler yapılması durumunda “doktora tezi” olarak takdim edilip savunmaya girebileceği hükmü getirilmişti. Hocalarımız tezlerini yeni formatta düzenlemesini yapıp üniversitemizin Sosyal Bilimler Enstitüsüne teslim ediyor ve genelde Ankara İlâhiyat Fakültesi hocalarından kurulan jüriler önünde savunmaları yapılıyordu. Bu yeni imkan ve statüler fakültemizde yeni bir heyecan ve sevinç kasırgası meydana getirmişti.

Akademik unvanlı ilâhiyatçılarımız, o dönemde sadece 1982 öncesinde bünyesinde İlâhiyat fakültesi olan Ankara Üniversitesi ve İslâmî İlimler Fakültesi olan Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde bulunuyordu. Yakın olması sebebiyle de jürilerin hemen hepsi Ankara İlâhiyat hocalarından oluşuyordu. Gerçi Fakülteye dönüşmesiyle okulumuza, çok kıymetli değerli insan Merhum Prof. Dr. Orhan Karmış ve değerli hocamız Prof. Dr. Şerafettin Gölcük gibi akademik unvanlı akademisyenler kadroları ile gelmişlerdi. Konya’nın çok yakından tanıdığı kıymetli ilim adamı Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu hocamız da, daha “Enstitü” döneminde Ankara Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamış ve doçent olmuştu. Bunların yanında, çok saygıdeğer tam bir Konya beyefendisi Yard.Doç.Dr. Hasan Özönder, sonraki yıllarda Uludağ Üniversitesine geçen Prof. Dr. Mehmet Ali Sönmez, Dicle Üniversitesine geçen Prof. Dr. Abdülbaki Turan hocalarımız ve merhum Yard.Doç.Dr. İbrahim Ceylan, “Enstitü” döneminden doktorasını tamamlamış olan hocalarımız idi.

Doktora işini bitiren hocalarımız, dil sınavını da aştıktan sonra “Yardımcı Doçent” kadrosuna atanıyor ve “öğretim üyesi” unvanını alıyordu. Hocalarımızın “doktor” olduğunu duyan bazı yakınları ve tanıdıklarının kendileri için “acaba muayenehane açacak mıymış?” istihbaratına giriştikleri şeklindeki söylentiler o günlerde dillerde dolaşan espirilerden biri idi. Yine bazı tanıdıkların, “Yardımcı Doçent” yerine “Vizontele” misali “Doçent Yardımcısı” tabirini kullanarak, bu kadroya atanan hocalarımızı anmaları, Konya’da yeni kavram ve kültür oluşumunun göstergeleri idi.
Bir Cuma günü, Pazar günü için “pilav” dan söz edildi. Pazar sabahı 9.00 da “Kayalıpark”ta buluşup oradan Belediye otobüsüyle yemek yenecek mahalleye gidilecekti. Fakültede arkadaşlar kendi aralarında konuşurken “pilav dökülmekten” söz ediyorlardı. Benim için çok garip bir tabirdi. “Pilav nereye dökülecekti? Dökünce ne olacaktı? İnsanlar onu nasıl yiyecekti.” Benim gibi henüz bir iki haftadır Konya’da yaşayan bir insan için gerçekten bir merak konusuydu. O dönemde fakültemizde sadece üç hocamızın otomobili vardı. O yüzden “pilava gitmek” için ilk akla gelen Belediye otobüsü idi. Buluşma vakti olan 9.00, o “pilav” mıntıkasına gidecek belediye otobüsünün “Kayalıpark”tan kalkış saatine göre tespit edilmişti.
Her memlekette düğünde yemek ikramı adeti vardır ama böylesini haliyle ilk defa görmüştüm. Bilmiyorum duymadım Türkiye’nin başka yerinde böyle bir adetin olduğunu. Yıllar sonra Dr. Mustafa Güçlü Bey’den bunun bir “Selçuklu” geleneği olduğunu duymuştum.
Gördüğüm manzaradan çok etkilenmiştim




Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 1 yorum yapılmış )

murad can [ 2007/03/07 21:48 ]
Konya'ya gelebilmek için heralde 3 hafta süre geçti. Şu anda hala 1985 lerdeyiz gibi. Üstat, sen günümüze gelinceye kadar ülkede heralde cumhurbaşkanlığını bırak, genel seçimler bile yapılmış olacak gibi görünüyor.
Aslında Türkiye avrupa birliğine girmiş olacak diyecektim ama sen bu yazıyı 2453 yılına kadar bitirmiş olacağın için demedim.
Haaa, niye mi 2453?? Hani Fatih İstanbula girmişti ya, onu hatırlatsın istedim. Çünkü AB bizi zaten almayacak, biz girecez ama bizim girişimiz biraz farklı olacak gibi.... O güne kadar bizde fatihleri yetiştiririz heralde!

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2007.07.23 -  Büyük Birlik AKP de Gerçekleşti
 2007.07.19 -  Zamane gençliği
 2007.07.06 -  Bereketli, Hareketli, Heyecanlı Temmuz
 2007.06.14 -  Bir Kazan Kaynar Su
 2007.06.05 -  Şimdi de Millet Konuşacak
 2007.05.30 -  Sınavlar ve öğrencilerin geleceği
 2007.05.22 -  Oy Kullanmayacağım!.. Ta ki…
 2007.05.15 -  Arşivini Silen- Suçundan Kaçan Anket Kurumları
 2007.05.07 -  Mumcu ve bir Temel fıkrası
 2007.05.02 -  İktidarı Vaftiz Ettiler
 2007.04.25 -  HAYIRLI OLSUN
 2007.04.17 -  BBP Ne Yaparsa, Ne Yapar?
 2007.04.10 -  Hukuksuz Siyaset
 2007.04.03 -  Halimiz ve Kutlu Doğum
 2007.03.28 -  Bugünkü Konya
 2007.03.20 -  Konyalı-Kastamonulu Çanakkale’de Şehadet Arkadaşı
 2007.03.13 -  Tescilli Konyalı
 2007.03.06 -  Yeni Vatan-ı Aslî Konya
 2007.02.27 -  Her Ay Konya-Ankara (Konya'da çeyrek asır 3)
 2007.02.20 -  Ankara'daki Konya (Konya’da Çeyrek Asır 2)
 2007.02.13 -  KONYA’DA ÇEYREK ASIR (I)
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com