:. Haberler
  Bilişim
  Dünya
  Eğitim
  Ekonomi
  Kültür Sanat
  Politika
  Sağlık
  Spor
  Yaşam

  :. Gruplar
  Hava
  Söyleşiler
  Yazarlar

Muhtıra 
Dr.Ali Can   ( dralican@hotmail.com )



Yıllardır bir konuyu, hararetle her türlü ortamda, her türlü riski göze alarak dillendiriyorum. Türkiye’de bazı kavramların sanki varmış gibi topluma yutturulduğu....

Peki, nelerdir bu kavramlar?

Demokrasi, Hukuk, Laiklik, İktidar, Cumhuriyet gibi siyasi kavramlar.

Dilde bir kural vardır. Bir gösteren varsa, gösterilen de vardır. Ancak, gösteren aynı olmasına rağmen, gösterilen farklı olabilir.Yani herkes gösterenin gösterdiğini farklı algılayabilir. Bu kavramlar siyasi hayatımızın ve güncel hayatımızın içinde var olan kavramlar. Fakat sorun bürokratik zümrenin kastettikleri ile halkın anladıkları aynı içerikte olmamasıdır.
Yani bu kavramların içerdikleri anlamlar, her kesim tarafından eşit olarak algılanıyor mu acaba?.Yoksa bu kavramlarla ince bir manipülasyon mu yapılmaktadır.Bu kavramların bizdeki anlamları ve tezahürleri, gelişmiş dediğimiz ülkelerdeki uygulanış biçimlerine ve teorideki izahlarına hiç uymuyor.
Neden acaba? Sormadan edemiyorum. Eğitim sistemimizin ezberciliğe dayalı olması da mı kasıtlı acaba? Hani sorgulamayan bir toplum ne verirsen yer misali.
Bu kavramların temel içeriklerinden ve hareket edersek, bu ülkede üzülerek söylemek gerekirse, demokrasiden, cumhuriyetten, haktan ve hukuktan, düşünce özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir. Parlamenter demokrasilerde her gücün kaynağı halktır. Ülkemizde, öyle veya böyle, yalnız meclis doğrudan, gücünü halktan almaktadır.Öyle veya böyle diyorum, çünkü milletvekilleri önce parti liderleri tarafından seçilmektedir
Demokratik yönetimler, çoğunluğun yönetimde olduğu ama azınlığın da haklarının korunduğu bir yönetim biçimi olarak bilinir. Peki, bizde böyle mi? Manzara ortada.
Halkın iradesine ipotek konulan ve adeta halkın değerlerinin halkın yönetildiği mekanizmalara ve alanlara girmesi süzgeçlenen bir ülkede, sizce cumhuriyetten, demokrasiden bahsetmek mümkün olabilir mi?
Son geldiğimiz nokta, Cumhurbaşkanı seçimi. Efendim % 35 gibi halk desteği olan bir parti, parlamentoda çoğunluğu olsa dahi, cumhurbaşkanını seçemezmiş. Böyle bir görüşün demokratik sistemlerde yeri var mıdır acaba? Eğer bu mantıktan hareket edecek olursak, o zaman sayın Sezer’in 57. hükümetle birlikte istifa etmesi gerekirdi. Çünkü, Sezer’i seçenler seçimlerde barajın altında, hatta toplamda yüzde 35’ in altında kaldılar. Üstelik bu Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin şu anki 11 üyesinden 7’sini atamıştır ve bu üyelerden bir çoğu, 10 yılın çok üstünde o görevde kalacaklardır. Ayrıca bu üyeler, ülkenin geleceği hakkında çok önemli kararlar veriyorlar ve vereceklerdir de. Direksiyon da onların elinde. Acaba, sayın Sezer her ne kadar makamı itibariyle tarafsız olması gerekiyorsa da, demeçlerinde de açık olarak ortaya çıktığı gibi, ne kadar tarafsız ve ne kadar toplumun bütününü temsil ediyor? Yukarıdaki sözün sahipleri bu konuya neden hiç değinmezler acaba? Hani Cumhuriyet, halkın kendi kendini yönetmesi idi. Hani bütün kuvvetler gücünü halktan alıyordu? Yoksa bütün bunlar bir aldatmacadan mı ibaret? Yoksa bu kavramlar, sistemi kendi lehlerine kullananların, halk üzerindeki egemenliklerinin devamı için kendilerine araç olarak kullandıkları ve halka dayanmayan güçlerinin devamını sağlayan kavramlar mıdırlar ?
AKP Cumhurbaşkanını % 35 oy ile seçemez diyenlere bir önerim var: Sayın Sezer ve bazı muhtıracılar istifa etsinler, parti kursunlar. O zaman, bu şekilde düşünenlerin de halktan ne kadar destek gördükleri kolayca anlaşılır?

Bu iddialar, affedersiniz ıkınarak sözde hukukçuların ortaya attığı ve yorum getirdikleri 367 sayısı kadar saçma ve komiktir. Bu tür sözde akademik yorumlar “ortaçağda” papazların ve kralların uygulamalarını haklı çıkarmak için yine saraydan nemalanan bilim insanları (!) tarafından yapılırdı. Halkı hep “ortaçağ zihniyeti” ile korkuturlar, aslında “Ortaçağ zihniyeti” bu tür davranışlarda aranmalıdır. Bütün bu yapılanlarla tek bir şey söylenmek istenmektedir.Yönetim halka kapalıdır.

Ama diyeceksiniz ki, halk sokaklarda yürüyüş yapıyor. Milyonlar (!) sokakta. Bu iddia belki doğru olabilir. Fakat halk dediğimiz bu zorlamayla toplanmış ve çoğu neden geldiklerini bile bilmeyen bu kalabalığın toplumun bütününü temsil ettiği söylenebilir mi? O zaman diyeceksiniz ki, madem meydanlarda yürüyenler halkın çoğunluğunu temsil etmiyorlar, peki onlar niye karşı bir miting yapmıyorlar? Ben söyleyeyim: VATANLARINI ÇOK SEVDİKLERİ İÇİN. Evet, evet, sadece vatanlarını çok sevdikleri ve bu vatanın gerçek sahipleri oldukları için.

Nasıl yani?

Anlatayım: Bir gün bir dava ile ilgili olarak, Süleyman Aleyhisselam’ın huzuruna iki kadın getirilir. Her iki kadın da, aynı çocuk hakkında öz annelik iddiasındadırlar. Süleyman (a.s). gerçek anneyi ortaya çıkarabilmek ve sorunu çözmek için, yere bir daire çizdirir ve çocuğun o dairenin içerisine getirilmesini söyler. Çocuk getirilir ve kadınlardan, çocuğu, her biri bir kolundan tutarak kendilerine doğru, aksi istikamette çekmelerini emreder. Kim çocuğu dairenin dışına çıkarabilirse, çocuğun gerçek annesi O olduğu anlaşılacaktır. Ama gerçek anne bu çözüm biçimini, çocuğun acı çekeceğini düşünerek kabul etmez. Ama sahte anne hemen razı olur. İşte bu menkıbe bize her şeyi anlatıyor ve neden karşı yürüyüş yapılmadığını ortaya koyuyor.
Bence bu muhtıra AKP ‘ ye değil halka verilmiştir. Halk ise cevabını, yine AKP aracılığıyla en sert bir şekilde verecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Baykal, geçmişte darbelerden ve muhtıralardan sonra iktidar partilerinin önemli ölçüde oy kaybettiklerinden bahsediyor. Doğrudur. Ama bu, muhtıralara ve darbelere dik duramayanlar için geçerlidir. Bir sonraki seçimde halk, dik duracaklarına inandıklarını tercih etmişlerdir.Bana göre AKP dik durmuştur.


Köşe Yazısı Hakkındaki Yorumlarınız ( Toplam 3 yorum yapılmış )

[ 2008/09/02 12:42 ]
yazınızızı yeni okudum. geç kaldım biraz ama yazınız çok güzel......
selvi [ 2008/09/02 12:38 ]
yazınızı yeni okudum ve çok güzel.........
[ 2008/03/23 18:54 ]
Baba yazıların çok güzell :d
Öpüyorum
byeeee

 


Yazarın Tüm Yazıları
 2009.02.03 -  Davos ve sonrası…
 2009.01.08 -  Medyada manipülasyon örneği Ergenekon
 2008.12.29 -  Toplumsallaşmak büyük bir değerdir
 2008.12.05 -  Elit Üniversiteler…
 2008.10.01 -  Kartelin telaşı demokratik değil, ticaridir.
 2008.07.31 -  Züğürt tesellisi!
 2008.07.09 -  Dağ fare doğurmamalı, değilse …!
 2008.06.09 -  Gördünüz mü, ülkeyi kim yönetiyormuş?
 2008.05.27 -  Krizin krizi!
 2008.04.01 -  Yüksek Yargı üyelerini halk seçsin!..
 2008.03.15 -  Yeter artık! Rahat bırakın ülkeyi ve toplumu!...
 2008.02.29 -  Bunun adına düpedüz İslam düşmanlığı denir
 2008.02.01 -  Solucan dinini yaşamak laikliğe aykırı mı?
 2008.01.14 -  Değişim….
 2007.12.24 -  Önce eğiticileri ve düzenleyicileri bir düzeltirsek…..
 2007.12.03 -  Liberal Düşünce Topluluğu
 2007.10.27 -  Artık Aklımızı Başımıza Alma Zamanı gelmedi mi, Ne Dersiniz?
 2007.09.28 -  Neyi , Neden Yapıyoruz, Kimin İçin Yapıyoruz Farkında mıyız Acaba?
 2007.09.11 -  Ötekini kabullenmek…
 2007.08.25 -  17 mi Büyük Yoksa 83 mü?...
 2007.08.17 -  Medya, Bürokrasi, Sermaye Kumpası ve Yeni Anayasa- (2)
 2007.08.06 -  Medya, Bürokrasi, Sermaye Kumpası ve Yeni Anayasa-1
 2007.07.24 -  Kimler ve neden kayıp ettiler,ben söyleyeyim mi?...
 2007.07.07 -  Soğan Hikayesi!.....
 2007.06.11 -  İşsizlik ve ÖSS…
 2007.05.28 -  Peki, siz hangisini istersiniz?...
 2007.05.18 -  Korku,…
 2007.05.16 -  PRAMİT!..
 2007.05.15 -  Muhtıra
Aslan Korkmaz gelirken, Tuzcuoğlu giderken…
Lokman Koyuncuoğlu
Çokeşliliğe “hayır” mı diyorsunuz?
Mert Aslan
Otur oturduğun yerde
Memduh Nihat Ada
Davos Krizi; Erdoğan milat attı, Perez yavuz hırsız.
Taner Aydın
Affan Dede'ye para saydım
Mustafa Azılıoğlu
Boya boya çek
Huriye Karnap
Her ıslanan anlamaz!
Semra Hoyraz
MÜSİAD Farkı
Aydoğan Deveci
Davos ve sonrası…
Dr.Ali Can
Anlatma Sanatı
Alev Ayyıldız
Yapboz
Nadide Ü.Altıparmak
Göçmen Kuştu Kalbim
Hakan Bahçeci
 

Bu Site Konda İletişim ve Medya Grubunundur.
E-Posta: bilgi@haberkonya.com